ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞİNE HİTABININ ÖNEMİ

 

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞİNE HİTABININ ÖNEMİ

         Hüsnü MERDANOĞLU

Atatürk’ün maddi varlığı bu dünyadan göçeli 76 yıl oluyor.

76 yıldır “izindeyiz”, “yolundayız”, “seninleyiz”, “içimizdesin”, “ölmedin yaşıyorsun” gibi içtenlikten uzak söz ve söylemlerle sözde Atatürk anılmaktadır. Oysa Atatürk’ü anmak demek, Atatürk’ü anlamakla mümkündür. Atatürk’ü anlayabilmek için, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini anlam yetisine sahip olmak gerekir. Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”, bir anlamda Nutkun (Söyelvin) özü, varmak istediği kesin sonucudur.

Bilindiği üzere, Atatürk Büyük Söylevini, 15 Ekim 1927 - 20 Ekim 1927 tarihleri arasında 6 gün (otuz altı buçuk saat) süre ile okumuş, bu hazırlığını Türk gençliğine hitap ile tamamlamıştır.

 

Söylevin son bölümünde;

"Muhterem Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı beyanatım, en nihayet, mazi olmuş bir devrin hikâyesidir. Bunda, milletim için ve müstakbel evlâtlarımız için dikkat ve teyakkuzu davet edebilecek bazı noktalar tebarüz ettirebilmiş isem, kendimi bahtiyar addedeceğim.

Efendiler, bu beyanatımla millî hayatı hitam bulmuş farz edilen büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını ve ilim ve fennin en son esaslarına müstenit millî ve asrî bir devleti nasıl kurduğunu ifadeye çalıştım.

Bugün vasıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen millî musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.

Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum."

İçeriğindeki cümlelerden sonra, "Ey Türk gençliği!” diyerekbaşlayan hitap gelmektedir.

“Türk Gençliğine Hitap” olarak bilinen bu bölümde özetle;

Türk gençliğinin birinci ödevinin; Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini sonsuza dek korumak olduğu,

Varlığın ve geleceğin güvencesi olarak, vazgeçilmesi mümkün olmayan en kıymetli temelin bu olduğu,

 Bu temelden vazgeçirmek için, iç ve dış dayatmaların olabileceği, her türlü hıyanetle karşılaşıla bilineceği,

Asıl görev olan cumhuriyeti ve bağımsızlık tehlikeye düştüğünde, bu değerleri korumak için koşulların olumsuzluğun, caydırıcı olmaması gerektiğine dikkatler çekildikten sonra;

“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte; bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!" denilmektedir.

         Her ne kadar “genç” deyiminin çağdaş düşünceli olan her cinsten ve her yaştan insanları içerdiği yaklaşımı yaygın ise de, Söylev’deki “genç” ifadesinin “gençliği” işaret ettiği açıktır.

Gençlik ise gelecekte ülke yönetiminde söz sahibi olacak olanlardır. Gençlik belli erginliğe gelip yönetimde söz sahibi olduğunda; kendine, ailesine ve yurduna yararlı insan olabilmesi, yani koşullar ne olursa olsun bağımsızlığımızı ve cumhuriyetimizi korumak için her türlü özveriyi göze alçak nitelikte olabilmesi için, çağdaş ve ulusal eğitim süzgecinden geçmiş olmalıdır.

Bu gerçeğin ayırdında olan kurucu kadro, Osmanlı döneminin etnik ve mezhepsel ayrılıklarını ortadan kaldırarak, yurttaşlar arsanda birlik bütünlüğü sağlamakta kolaylık sağlamak için halk odalarını Halkevlerini kurmuş ve yaygınlaştırmışlardır. Aynı şekilde, gelecek kadroların yetişmesi için kurulan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri doğrultusunda yurttaş yetiştirilmesinin sağlayan Köy Enstitüleri, Cumhuriyete kanat geren nesillerin yetişmesi için yaygınlaştırılmıştır.

Günümüzde birçok etnik ayrılıklar çoğaldı ve Cumhuriyetimize karşı tavır alan kişi ve kuruluşlar örtülü olmaktan öte açıkça ortaya çıkmış ise Halkevleri ve Köy Enstitülerinin amaçlarına erişmeden kapatılmalarının sonucudur. Başka bir anlatımla; Atatürk’ün, Büyük Söylev’de cumhuriyeti emanet ettiği gençliği yetiştiren eğitim kurumları, cumhuriyet kanat geren kadroları yetiştirmekten uzaklaşmış ise tüm ulusal soruların önünde eğitim sorunu yani yetişecek nesillerin yeterli eğitim izlencelerinden geçmeyişi gelmektedir. 

Bu gerçek göz önünde tutularak, Cumhuriyete ve Cumhuriyetimizin tam bağımsızlık ilkeleri doğrultusunda varlığını sürdürmesi, geleceğinin güvencede olabilmesine için ulusal (yurt ve ulus çıkarlarını üstün tutma bilincine sahip) ve çağdaş (çağdaş ulusalların düzeyine erişecek ve onları da geçecek bilgi donanımlı) eğitime ağırlık verilmelidir.

Bu bağlamda Atatürkçü Düşünce Derneği’ne ayrı bir sorumluluk düşmektedir. Yüzlerce şubesi olan bu dernek, kurulduğundan bugüne geçen 25 yıl süresinde her şubesinde her yıl, on öğrenci yetiştirmiş olsa idi belli bir süre içinde binlerce “Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmayı” ödev bilen bir kadroya erişmek mümkün olacaktır.

Unutulmakladır ki; “Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum olarak yaşatır, ya da bir milleti köleliğe ve yoksulluğa düşürür.”

Atatürk’e yaraşır olmanın, Atatürk’ün izinden gitmenin, O’nu O’na yaraşır anmanın anlamı; Cumhuriyeti koruyup kollayacak gençliği yetiştirmekle eş anlamlıdır.