CAMİ VE CEMEVİ BULUŞMASINA KEMALİST YAKLAŞIM

Hemen her evrensel de­ğerden etkilenerek kültürünü zenginleştiren, onca baskı ve yok etme çabalarına karşın asır­lar boyu yaşayarak sağlamlığını kanıtlayan, yaratılmış olan her varlığa saygı duyduğu için evrensel değerlerde inanç taşıyan Aleviler, Ata­türk döneminde kendi tekkeleri kapatıldığında dahi, Atatürk’ün tüm ilke ve devrimlerine destek vermişlerdir. Alevilerin, Atatürk’ün şahsında Kemalizm’e sahip çıkmaları kimi kesimleri rahatsız etmiş ve etmektedir. Din olgusunu ve mezhepsel çatışmaları siyasi ve kişisel çıkarsal amaçlar için kullan­mak isteyen bu kesimler, Kemalizm’i ve Kemalizm’in dayanaklarını bütünü ile kontrol altına almaya yönelik olarak projeler geliştirdikleri bilindiği için cami-cemevi ve aşevi üçlüsünü aynı bahçe içinde yapılması projesi kimi kuşkular yaratmıştır.

Oysa her dinin, inancın ve ibadet yönteminin belli kuralları ve töreni olduğu gibi Alevilerin de yerine getirdikleri ibadet kuralları (ritüelleri) vardır. Alevi inancı doğrultusunda ibadet yapılması, belli bir ol­gunluğa gelen bir kişinin özgür isteği ile yola girip yemin etmesi (ikrar vermesi), Aleviliğin dinsel önderi konumunda olan dedenin yönettiği “Cem Töreni” ile olmaktadır. Bu törenin yeri cem­evidir (diğer adıyla meydanevi dir). Dolayısıyla cemevi Aleviler için mabet düzeyinde bir ihtiyaç yeridir. Alevi yurttaşlarımızın bu önemli ihtiyaçları yüzyıllardan beri görmezden gelinmiş olduğu için sürekli olarak siyaset ya da iftira malzemesi olarak kullanılmıştır. Cemevlerine duyulan ihtiyaç, son günlerde ciddi tartışmalara neden olan “cami-cemevi-aşevi aynı bahçede” projesi ile gündeme getirilmesi ile birlikte kimi kuşkulara da neden olmuştur. Öncelikle şu gerçek bilinmeli ki; Alevilerin cami konusundaki yaklaşımları; camilere tanınan ekonomik desteklerin cemevine de yapılması gibi oldukça masum istekler ile sınırlıdır. Başka bir anlatımla; cemevinde ibadet yapmak isteyenler camiye karşı değildirler. Zaten kendi inancını yaşamak isteyenlerin, başka inançlara karşı olması düşünülemeyeceğe için farklı inançların aynı yerde temsil edilmesi Alevi inancı ile çelişmez. Kaldı ki, cami ve cemevinin aynı alan içinde hizmet vermesi yeni bir proje değildir. Bunun en bilinen örneği Hacı Bektaşi Külliyesidir. Bu yerde yıllardan beri hem cami hem de cemevi bulunmaktadır. Ayrıca “Hz. Ali Camii ve Cemevi” Fatsa’da yıllardır hizmet vermektedir. Ayrıca “Gezi Olayları” olarak bilinen olaylar sürecinde ölen geçlerin hemen hepsinin Alevi kökenli olduğu ve böylesi bir durumun tesadüften çok, iç ayrıştırmaya yönelik planların bir uzantısı olabileceği düşünüldüğünde; yüzyıllardan beri ihmal edilen Alevi-Sünni ayrıştırmasını kesinlikle sonlandırmak gerekmektedir.

Biryanda cemevine ihtiyaç duyulmakta iken, biryandan da “Fethullah Hoca Cemaati” olarak bilinen cemaat ile Prof. Dr. İzzettin Doğan başkanlığındaki CEM Vakfı öncülüğünde başlatılan; cami ve cemevinin aynı bahçede yer alması projesine kuşkulu ile yaklaşılmasının nedenlerini özetle şöyle sıralamak mümkündür:

           Bu konudaki kuşkulardan birisi; bu projenin Kemalizm’e yönelik bir tuzak kurulmakta olduğu yönündedir. Bilindiği üzere; Osmanlı döneminden ekonomik, sosyal, siyasal, askeri ve yaşamın her alanda tam anlamı ile bir yıkıntı devralan Atatürk yönetimindeki Türkiye Cumhuriyeti, ümmet anlayışındaki insanlara ulus ve ulusal bilinci aşılayarak, onların kendi haklarına sahip çıkacak düzeyde eğitilmeleri ve bu eğitimin sürekli olması çabası içinde olmuştur. Bu çaba doğrultusunda; bölgesel, dinsel, mezhepsel ayrılıkların aynı potada eritilerek, yurttaşlarda yurduna yurttaş olma bilincinin gelişmesi ve yaygınlaşması için halk odaları ve halkevlerini kurulmuştur. Kendini yetiştirerek, yurduna yararlı insanların sayısının artması böylece, geleceğe güvenle bakabilmesi için; “Eğitimdir ki, bir ulusu özgür, şanlı ve yüksek bir toplum olarak yaşatır. Eğitimin yokluğu ise, köleliğe ve yoksulluğa düşürür ” anlayışı doğrultusunda ulusal içerikli eğitime ağırlık verilmiştir. Halk odaları, Halkevleri ve Köy Enstitüleri açılarak; bölgesel, mezhepsel ve ırksal ayrılıklar yerine ulus ve üniter devlet bilinci güçlendirilmeye çalışılmıştır. Bu süreçte yurttaşlar arasında ciddi bir mezhep ayrımı, sürtüşmesi söz konusu olmamış hemen her düzeydeki yurttaş, Türkiye’nin kısa süre içinde kalkınması için çaba içinde olma sorumluğunu ve onurunu göstermiştir.

            Halkevleri ve Köy Enstitülerin kapatılmasından sonra, siyaset uğruna verilen ödünlerden de yaralanarak her geçen gün güçlenen cemaat ve tarikatlar sayesinde yurttaşlarımızın önemli bir bölümü ulusal bilinçten uzaklaşmışlar ve uzaklaştırılmışlardır. Cami ve cemevinin aynı bahçede hizmet vermesi projesine bu açıdan bakıldığında; farklı yaklaşım içinde olan kişilerin aynı alanda, fakat dinsel konuda bir araya getirilme çabalarının cemaatçi bir toplumsal yapıya zemin hazırlandığı izlenimi vermektedir. Bunun anlamı ise; ulusal birlik ve bütünlüğünün odak noktaları olan Halkevleri ve Köy Enstitülerinin kapatılması ile yetinmeyen güçlerin, her aydın yurttaş gibi Kemalizm’in savunuculuğunu yapan Alevi yurttaşları, cemaatin güdümüne sokma kuşkusudur. Bu bağlamda Cumhuriyetimizin kurulduğu günden beri cemevlerinde Hz. Ali, Hacı Bektaşi Veli resmi ile birlikte yer alan Atatürk resmi cem ibadetin yapıldığı meydan evinden (cem ibadetin yapıldığı asıl mekândan) dışarı taşınmaya başlanmıştır.

Nitekim Alevileri temsil ettiği ile ortaya çıkan İzzettin Doğan’ın; 8 Eylül 2013 günü Ankara Mamak’ta camevi-cami temelinin atılmasından önce, projenin diğer tarafının beklentileri doğrultusunda;

“Cemevleri, sadece dini figürlerin bulunabileceği mekânlardır. Atatürk'ün resmi, cemevinin girişinde hemen göze çarpacak yerde olacaktır. Cemevine Atatürk ile girilecek ama cem yapılan yerde yani ibadethanede siyasi figür olmaz. Bu, Alevilerin kemaliyle zaten bağdaşmaz" içeriğinde açıklamalar yapmış olması, Atatürk resminin ilk aşamada cemevinden dış koridorlara uzaklaştırılmasının altyapısının hazırlandığı hususundaki kuşkuları artırmıştır.

Cami ve cemevinin aynı bahçe içinde yer alması projesine yönelik bir başka önemli kuşkunun odağını da;

Hiçbir tüzel kişiliği temsil etmediği halde, yıllardan beri Amerika Birleşik Devletlerinde olağanüstü imkânlar tanınarak yaşayan, yaşatılan ve Atatürk’e O’nun kurduğu Cumhuriyete yönelik olumsuz yaklaşımları yanında;

-“ABD menfaatleri doğrultusunda mazlum milletlere zulmedilmesine aracılık eden”,

-“ABD’nin İslam ülkelerindeki zulmüne hiçbir itirazı olmadığı halde, bu zulme ortak olan cemaat öncüsü bir kişisin, bu projenin içinde yer alarak projeye destek vermesi, projenin uzantısında yabancı parmağının olduğu kuşkusu oluşturmaktadır.

            Öte yandan projenin diğer tarafı CEM Vakfı başkanı da Alevi kamuoyunda;

            Aleviliği, Sünni anlayışa göre tarif etmekle,

            -Cevevini caminin gölgesinde bırakmakla,

            -Aleviliği sünnüleştirme çabası içinde olmakla,

            -Alevi inancına uygun olarak görgü ceminden geçip musahip edinmediği için Alevi bile sayılamayacağı yönüyle,

            -Aleviliği bitirme projesini yürütmekle suçlandığı gibi kimi Alevi sivil kuruluş temsilcilerince de;

           “İzzettin Doğan’ın geçmişi ortada ve geçmişte kimlerle işbirliği yaptığı, güçlünün yanında yer aldığı biliniyor.” vurgusu yapılarak, güvenilmezliğine ve Alevileri temsil edemeyeceğine yönelik ağır eleştiriler ayrı bir kuşku kaynağı olmuştur.

            İzzettin Doğan’ı, 6 Eylül 2013 günü Ankara-Rixos Otel'de düzenlediği ve bu satırların yazarının da hazır bulunduğu basın toplantısında, şu hususlara değinmiştir:

            -Yüzyıllardan beri emperyalist güçler mezhep ve din ayrılıklarını kendi yararlarına kullanarak savaşlar çıkarmaktadırlar. Son günlerde Suriye’de yine mezhep çatışmalarının sürdürüldüğü, artık insanların birbirlerini tanıyıp, anlayarak düşmanlıktan vazgeçmeleri gerekmektedir.

            -Projede; Sünnilerle, Alevilerin birbirini tanımaları, insanların birbirlerini kardeşleri oldukları ve aynı Tanrının kulları olduğu bilincinin geliştirilmesi hedef alınmıştır.

            -Cemevi ve Caminin aynı yerde yer alması projesini, Fethullah Gülen Hocaefendi önermiş ve kabul edilmitir.

            -Alevilerin Sünnilerle ilgili Sünnilerin Alevilerle ilgili peşin yargılarının yıkılması hedeflenmiştir.

            -Aynı bahçenin güllerinin, aynı yerde buluşturma hedeflenmiştir.

            -Bu projenin sivil toplum kuruluşu projesi oluğu ve temel atma töreninin hükümet temsilcilerinin de katılacağını dile getirmiştir.

Atatürk’ten ve O’nun ilke ve devrimlerinden hiç söz edilmeden yapılan bu açıklamaların, mezhep ve inanç ayrılıkları nedeniyle birbirini tanımayan insanların emperyalistler tarafından kullanıldığı vurgusuna itiraz etmek mümkün değildir. Ne var ki, işin içinde yıllardan beri emperyalist güçler tarafından korunan, gerektiğinde yönlendirilen bir cemaat önderinin destek verdiği bir projeye nasıl yaklaşılması gerektiğini, Atatürk’ün güncelliğini koruyan şu sözü yardımcı olmaktadır:

“… Hangi istikbal (gelecek) vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, plânlarıyla yükselsin? Tarih, böyle bir olay kaydetmemiştir...”

            Türkiye üzerinde oyunlar oynamakta emelleri olanlar ile onların işbirlikçileri,   Alevileri azınlık gibi gösterme ve cemevi konusunu da bir sorun olarak gündemde tuttukları göz önünde bulundurularak, konu ulusal birlik ve bütünlük yönünden çözüm kavuşturulmalıdır. Böylesi bir çözüm, yıllardan beri Hacı Bektaşi Veli ve Hz. Ali’nin yanında yer alan Atatürk’ün resmini cemevinden çıkarmayı hedef edinen, gelecekte onun yerine kimin resminin yer alacağı konusunda kuşku yaratanların öncülüğünde konuya yaklaşmak, yeni sorunlar yaratabileceği için tedbirli olmak gerekmektedir.  

Cami ve cemevinin aynı alan içinde hizmet vermesi konusununsan önce;

Alevilere yönelik yapılan fetvalarının, zamanında bir psikolojik savaş taktiği olarak yayınlandığı, bunların aslı olmayan iftiralar olduğu başta camilerde verilen vaazlarda olmak üzere, kamuoyunu etkileyen kişi ve kuruluşlar tarafından her vesileyle açıklanmalarını yapılmadığı,  

Kimi siyasetçilerin ve yetkililerin; “cemevi cümbüş evi”, “Müslüman olan camiye gelsin”gibi yaklaşımlardan vaz geçilmediği,

İnanç olgusunun kişisel olduğu, her yargı sürecinde olan davalar da dahil olmak üzere, her konunun Diyanet İşleri Başkanlığı’na başvurularak, alınan görüşlere göre karar verilip işlem yapıldığı sürece,

(Bir mahkûm cezasını çekmekte olduğu hücresinde bir Alevi dedesi ile görüşme isteğinde bulunmuş, bu istek Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca, konuyu Kocaeli Müftülüğüne iletmiş, Müftülük Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş istemiş, Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu’nun görüşü; “Alevilik sosyokültürel bir tasavvufi yapı” şeklinde olduğu için savcılık bu karara dayanarak yurttaşımızın talebini reddetmiştir.)

Hepsinden önemlisi laiklik gereği gibi yaşanılıp yaşatılmalı ve cami ve cemevinin aynı alanda varlıklarını sorunsuz sürdürebilmesi için, bu tür projelerin cemaat işbirliği ile değil, devletin öncülüğünde yerine getirilmelidir.

Ayrıca bilinmelidir ki, Atatürk döneminde ne cemevi ne de Alevilik yasaklanmamıştır. Eğer böyle bir yasaklama olmuş olsa idi; 1926 yılında (yani tekke ve zaviyelerin yasaklanmasından bir yıl sonra) Atatürk tarafından yöreye gönderilen Vali Cemal Bardakçı, Elâzığ’da (üstelik Orduevinde) cem töreni düzenleyemezdi.

Bir cemaatin desteği ile başlatılan cami-cemevi buluşması, cemaatçiliğin daha da yaygınlaşmasına kolaylık sağlamaması için, ulusal eğitim süzgecinden geçerek bu bilinçteki yurttaşların sayısının çoğalmasına bağlıdır. Ulusal eğitim bilincinde yurttaşların yetişmesi ise ancak Kemalizm’i özümsemiş yöneticilerle mümkündür.