NOREVEÇ’İ RUSYA İŞGAL EDER Mİ?

NOREVEÇ’İ RUSYA İŞGAL EDER Mİ?

         Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN

         Norveç,  dünyanın kuzey ucunda yer alan bir ülkedir. Dünya haritalarına bakıldığı zaman, kuzey yarıkürenin en üst noktalarında yer alan ve yer kürenin kuzey bölgesi olan kuzey buz denizi ile hem iç içe geçmiş hem de sınır komşusu konumunda bulunan bir ülke olarak Norveç,  jeopolitik açıdan diğer ülkelere oranla çok farklı bir konuma sahip bulunmaktadır. Bir anlamda dünyanın kıyısında köşesinde kalmış kendi halinde haritada yer alan ülkelerden bir tanesi olarak görünse de, yaşanmakta olan olaylar sürecinde bugünün uluslararası konjonktüründe giderek daha fazla önem kazanan bir ülkedir. Haritanın köşelerinde yer almasına rağmen, yeni dönemin giderek değişiklikler gösteren uluslararası alanda Norveç giderek öne çıkmakta ve büyük güçler ile emperyal devletlerarasında tırmanan çekişmelerde ön planlarda yer alabilmektedir.  Türkiye’den çok uzakta olmasına rağmen bölgeler arasında hızlanan yeni olayların gündeme getirmiş olduğu diplomatik trafik üzerinden, kuzey yarıkürenin karşı karşıya kaldığı olaylar zinciri içerisinde,  Norveç Rusya üzerinden Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgeyi yakından ilgilendiren yeni bir konuma gelmiştir.  Yeni dönemde Norveç dünya gündeminde eskisine oranla daha fazla yer alacak gibi göründüğünden Türkiye’nin bu kuzey ülkesine daha fazla ilgi göstermesi gerekmektedir.  

        

Türkiye’nin yarısı kadar bir yüzölçümüne sahip bulunan bu ülkede Ankara kentinde yaşayan insan kadar bir nüfus barınmaktadır.  Dört yüz bin kilometre kare bir toprak parçasında beş milyon kadar insan varlığını sürdürmektedir. Norveç bu hali ile dünyanın en üst düzeyde yaşam seviyesine sahip olan ülkelerden birisidir.  Birçok kritere göre de, Norveç ABD’den daha fazla gelişmiş bir ülke olarak görülmektedir.  İngiltere gibi diğer kuzey Avrupa ülkeleri ile birlikte demokratik krallık rejimine sahip bulunan Norveç’te tarihi geleneklerden gelen bir toplumsal yaklaşım ile halkın çoğunluğu demokratik krallık otoritesi altında yaşamayı kabul etmektedir.  1905 yılında bağımsızlığına kavuşan bu ülke eskiden İskandinav yarımadasının batı parçası olarak İsveç devletinin sınırları içerisinde yer alırken, kısa süren bir bağımsızlık mücadelesi sonucunda İsveç’ten koparak kendi özgürlüğünü elde etmiştir.  Atlantik okyanusunun kuzey doğusunda yer alan bu ülke, sahip olduğu çok önemli jeopolitik konumuyla batı dünyasındaki emperyal devletlerin yakın ilgisini çekmiştir.  Denizler üzerinden dünya kıtalarına yönelen batı Avrupa ülkeleri okyanuslar üzerinde rekabet ederken, Norveç ülkesi İsveç krallığının bir parçası olarak varlığını sürdürmüştür. Avrupa kıtasının en kuzey noktasında yer alan bu ülkenin üçte biri kuzey kutbunun çemberi içinde kalarak sürekli olarak kar ve buz örtüsü altındadır.  Ülkenin güney kısmında ise fiyordlarla çevrelenmiş bir orman ve yayla yapılanması uzayıp gitmektedir. Kıyıların yakınında bulunan binlerce küçük ada ise ülke güzelliğinin bir parçası olarak fiyord turizminin müşterisi olan turistlerin ilgisini çekmektedir.  

         Norveç’in 1905 yılında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasını sağlayan güç Amerikan emperyalizmidir. Amerikalılar on dokuzuncu yüzyıl boyunca yaptıkları hazırlıklar sonrasında dünyaya batı Avrupa ülkeleri gibi açılmaya karar verdiklerinde, attıkları ilk emperyal adımlarından birisi Norveç’in İsveç’ten ayrılarak bağımsız bir devlet olmasıdır.  Böylece Atlantik kıyısında egemen olan İngiltere’ye karşı ABD yeni emperyalist güç olarak dünyaya açılırken,  Avrupa kıtasının Atlantik kıyısında yer alan Norveç’i İsveç’ten kopararak işe başlamıştır.  ABD’nin dünyaya açılmasıyla Norveç’in bağımsızlığı aynı döneme rast gelmektedir.  Dünya haritasına bakıldığı zaman Atlantik okyanusunun kuzey doğusunda yer alan Norveç aslında bir büyük kayanın üzerine kurulmuştur.  Sahiller boyunca uzanıp giden meşhur fiyordlara bakıldığı zaman,  bu ülkenin okyanusa karşı koyan bir büyük kaya parçasının üzerinde konumlandığı göze çarpmaktadır. Siyah renkli kayaların üzerinde özgürce gelişen ağaçların oluşturduğu orman silüeti,  Norveç’in ana karakteristik yapısı olarak bu ülkenin görünümünü ortaya çıkarırken,  bu uzun ülkenin İskandinav yarımadasının güney ucundan kuzey ucuna kadar uzanan sahil şeridinde on iki şehir Norveç vatandaşlarının yaşam merkezleri olarak yer almıştır. Nüfusun yüzde doksanı fiyordlar üzerinde yayılmış olan Norveç kentlerinde yerleşerek yaşamlarını sürdürmektedir.  Bütün kuzey ülkelerinde görüldüğü gibi soğukkanlı insanların yaşadığı bir ülke olan Norveç’te yaz ayları ile kış ayları birbirine karışmakta bazen üç,  bazen da daha fazla zaman diliminde sürekli olarak gece ya da gündüz hali yaşanmaktadır.  Kuzey kutbunun yanı başında bulunan bu ülkede tıpkı diğer kuzey ülkelerinde olduğu gibi normal bir kış-yaz ya da gece-gündüz düzeni pek görülmemektedir.  Ülkenin bu değişik konumu nedeniyle dışarıdan gelen yabancılar bu ülkeye alışmakta zorluk çekmekte, bir kısmı da bu ülkeden vazgeçerek başka ülkelere göç etmeyi tercih etmektedirler.  Ülkenin kuzey bölgelerinde yer alan Laponlar ise Asya kıtasından gelen ayrı bir etnik topluluk olmalarına rağmen,  Norveç toplumunun bir parçası olarak Norveç halkının içinde yaşamlarını sürdürmektedirler.  

         Beş milyon nüfusu ile dünyanın en gelişmiş ve yaşam düzeyini yükseltmiş olan Norveç’in arkasındaki esas gücün Amerika olduğu anlaşılmaktadır.  Bu ülkeye gidildiğinde büyük Amerikan firmalarının Norveç ekonomisini ellerinde tuttuğu,  Norveç firmalarını Amerikan tekellerinin ele geçirdiği, ABD’nin küresel politikalarının uygulama alanına aktarıldığı önemli merkezlerden birisinin de Norveç olduğu ortaya çıkmaktadır. Birçok Amerikalı iş adamının Norveçli hanımlar ile evlenmeleri de bu ülke ile ABD arasında yakın bir akrabalık ilişkisi geliştirmiş ve Amerikan emperyalizmi bu durumdan yararlanınca, Norveç tıpkı Alaska ya da Hawai gibi bir okyanus ötesi sömürge ya da eyalet konumuna itilmiştir. Avrupa kıtasının bir parçası olan Norveç,  ABD yönlendirmesi altında Avrupa Birliğine üye olmamış yapılan referandumlarda sürekli olarak ABD desteği ile Avrupa Birliğine “Hayır” cevabı çıkmıştır.  Atlas okyanusunun kuzey bölgesindeki petrol yataklarını Amerikan enerji tekelleri Norveç firmaları ile ortak çıkarırken,  enerji yoksunu Avrupa kıtasının yanı başındaki petrol kuyularından ya da bu petrolün gelirlerinden faydalanamaması gibi ters bir durum ortaya çıkmıştır.  Avrupa Birliği gibi bir büyük oluşuma, kapitalizmin merkezi İsviçre ile birlikte Norveç de karşı çıkarak, bağımsızlığını korumuş ve bu durumdan da Amerikan emperyalizmi ile küresel sermaye fazlasıyla yararlanarak Avrupa’nın büyük devletlerini geride bırakmıştır.  Norveç’in petrol, kereste ve balık gibi zenginliklerine Avrupalıların sahip olması önlenmiş, Amerikan emperyalizmi bu ülke üzerinden Avrupa ve Asya kıtalarının kuzey bölgelerine yönelen politikaları uygulama alanına aktarmıştır.  Bugün Atlas okyanusunda geçerli olan Amerikan gücünün gelişmesinde,  Norveç gibi bir ülkenin Amerika’nın yanında yer almasının önemli bir rolü olmuştur.  

         Norveç’i tarihte kuranların Normanlar olduğu söylenmekte ve Norveç halkı bu yüzden eski Norman topluluklarının bugünkü devamı olarak görülmektedir.  Onuncu yüzyılda Danimarkalılar ile çatışan Normanlar,  daha sonraki aşamada bugünkü Norveç topraklarına gelerek yerleşmişlerdir.  İsveçlilerin ataları olan Vikingler’den gelen savaşçı ve yayılmacı tutum Norveçlileri de zaman zaman deniz savaşlarına sürüklemiş ama Norveçliler hiçbir zaman İsveç ya da Danimarka gibi sömürgeci bir dönem yaşamamıştır.  Kuzey Atlantik bölgesinde yer alan adalar,  kuzey ülkeleri arasında çekişme konusu olurken,  Norveçliler daha çok kendi ülkelerine bağlı kalarak İsveçliler ya da Danimarkalılar gibi emperyal maceralara kalkışmamışlardır.  Germen topluluklarının birleşmeye çalıştıkları on üçüncü yüzyılda Avrupa’nın kuzeyinde bir Hansa Birliği kurulmuş ve bir süre sonra Norveç bölgesi bu birliğin ekonomik olarak hegemonyası altına girmiştir.  On dördüncü yüzyılda yaşanan büyük veba salgını Norveç nüfusunun üçte ikisini kırıp geçirince,  Norveç bölgesi bir dönem Germenlerin Hansa Birliğinin yönetimi altına sürüklenmiştir. On beşinci yüzyıldan sonra ise,  güçlenen Danimarka Krallığı Norveç ülkesinin yeni yöneticisi konumuna gelmiştir.  Danimarka’dan gelerek bu ülkeye yerleşen soylu sınıflar zamanla bu ülkenin yeni sahipleri olmuşlardır.  İngilizlerin okyanustaki egemenliği giderek genişlerken Danimarka ile İngiltere arasında bir çekişme dönemi yaşanmış ve bu aşamadan sonra Norveç Danimarka yönetiminden çıkmıştır.  Kısa bir süre sonra bu kez de güçlenen İsveç krallığı yayılırken Norveç’i işgal ederek kendi topraklarına katmıştır.  On dokuzuncu yüzyılın başlarında Norveç bu kez de İsveç krallığından koparak, ayrı bir ülke olma şansını yakalamış ve bu yüzyılın sonunda bağımsız bir devlet olma aşamasına gelmiştir.  İzlanda, Grönland ve Faroe gibi ada ülkelerini Danimarka’ya bırakmak zorunda kalan Norveç,  yirminci yüzyılın başlarından itibaren kendi ülkesine çekilerek,  bağımsız bir ülke olma yolunda ilerlemeye başlamıştır.  1905 yılında Amerikalıların desteği ve ön hazırlıkları ile bağımsızlığını ilan eden Norveç,  kısa süren bir mücadele dönemi sonrasında dünyanın bağımsız devletleri arasına girme şansını elde etmiştir.  

         Birinci Dünya Savaşını zararsız atlatabilen Norveç ikinci dünya savaşı sırasında Hitler ordularının işgali altında kalınca Nazi yönetimine karşı yeniden bir kurtuluş savaşı vermek zorunda kalmıştır.  Almanya’nın savaşı kaybetmesinden sonra Rusya’nın kuzey bölgelerinde etkisini artırmaya çalışması üzerine,  ABD Norveç’i NATO askeri antlaşmasının çatısı altına alarak bu ülke üzerindeki hegemonyasını korumuştur. Rusya’ya karşı İsveç’in önderliğinde bir kuzey birliğinin kurulamaması üzerine Norveç zamanla daha fazla Amerikan etkisi altına girmiştir.  Avrupa kıtası faşizmin pençesinde titrerken,  Norveç bu gibi maceraların dışında kalmaya çalışmış ve bu tehlikeli dönemi sadece Hitler ordularının işgali ile geride bırakmıştır. Krallık rejiminin halk tarafından desteklenmesi ile ülke demokratik bir yapılanma ile yoluna devam etme şansını yakalayabilmiştir.  Norveç halkının çalışkanlığı bu devletin ayakta kalarak yoluna devam edebilmesi fırsatını yaratmıştır.  Bugünün dünyasında Norveç’in refah seviyesi en yüksek ülke konumuna gelmesinde,  doğal zenginliklerin payı kadar, Norveç halkının disiplinli çalışmasının da büyük bir rolü olmuştur. Bu ülke krallık rejimine rağmen demokratik yaşam düzenini halkının olumlu davranışları sayesinde sürdürebilmiştir. Balıkçılık, Ren geyiği avcılığı, kerestecilik ülke halkının zenginleşmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Soğuk savaşın son döneminde başlayan kuzey denizindeki petrol üretimi ise,  bu ülkenin kısa zamanda çok zengin bir seviyeye gelmesinde ana faktör olmuştur.  Tarih boyunca büyük güçlere karşı direnen ve isyan ederek her dönemde bağımsız yaşama şansını elde eden Norveçliler, bu gün de çok zor bir jeopolitik konumda olmalarına rağmen geçmişten gelen bu çizgilerini sürdürmektedirler.  

          Birkaç ay önce,  dünya basınında,  Amerika Birleşik Devletlerinin Holywood adı verilen sinema merkezinde Norveç televizyonları için yeni bir dizi hazırladığı haber olarak yer almıştır.  Bu televizyon dizisinin adının da “İşgal “ olacağı ve yakın gelecekte Rus ordularının Norveç devletinin ülkesini işgal edeceği ana fikri üzerinden, Norveç kamuoyunu ve halkını uyarmasının planlandığı gene aynı haberler içerisinde yer almıştır.  Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra başlayan küreselleşme döneminde Rusya Federasyonu dünya savaşları sonrasında çizilmiş olan sınırları ihlal ederek Kırım yarımadasını işgal etmiştir.  Daha önceleri Rusya’nın batı komşusu olan Ukrayna devletinin sınırları içerisinde yer alan Kırım bölgesini Rusya devletinin askeri birlikleri işgal ederek geçmişten gelen Rus emperyalizminin yeni bir örneğini ortaya koymuştur.  Rusya Federasyonu Kırım’ı işgal etmeden yıllar önce,  geçmişten gelen Sovyetler Birliği alışkanlığı içerisinde büyük devlet ya da karşı kutup politikalarından vazgeçmemiş ve geleceğin dünyasında sınırları boyunca yer alan eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerini yakın çevre olarak ilan etmiştir.  Bu davranışı ile dünya jeopolitiğine yakın çevre kavramını kazandıran Rus emperyalizmi, eline her fırsat geçtikçe eskisi gibi genişlemenin ya da başka devletlerin toprakları üzerinde yayılmanın arayışı içerisinde olmuştur.  Nitekim Kırım’ın işgalinin hemen sonrasında Avrupa kıtası ile Rusya arasında bir tampon devlet olarak yer alan Ukrayna devletinin ülkesinin doğu bölgelerinde yaşamakta olan Rus asıllı toplulukları bahane ederek ve bu ülkenin sınırlarını ihlal ederek yeni bir işgal hareketini bu ülkede gündeme getirmiştir.  Dünya karalarının altıda birlik kısmını işgal eden Rus devletinin,  var olan geniş ülkelerini ve sınırlarını koruması gerekirken,  yeniden başka devletlerin ülkelerini işgale kalkışması, küreselleşme döneminin yeni bir çelişkisi olarak dünya gündeminde ana sorunlardan birisini oluşturmuştur.  Her yönü ile bir işgal devleti olan Rusya Federasyonu tarihsel süreç içerisinde Asya ve Avrupa kıtalarında birçok bölgeyi işgal etmesine rağmen doymamış, yeryüzünde egemen olan batı hegemonyasının doğu bölgelerine doğru yayılmasının önüne geçebilmek ve kendi hegemonyasını bütün dünyaya kabul ettirmek doğrultusunda,  yeni işgal girişimleri ile bir neo-emperyalizmin arayışı içerisinde olmuştur.  Batı emperyalizmini hiç de aratmayacak düzeyde katı emperyalist saldırıları,  kendi çıkarları doğrultusunda ilan ettiği yakın çevre doktrini çerçevesinde gerçekleştirmeye çalışan Rusya devletinin önümüzdeki dönemde de yeni işgal girişimlerini gerçekleştireceği ve Norveç gibi kıyıda köşede kalmış bir ülkenin de, dünyadaki jeopolitik hegemonya kavgası yüzünden Rusya’nın başlıca hedeflerinden birisi olarak öne çıktığı ileri sürülmektedir.  Zbignew Brzezinski, Stratejik Vizyon isimli kitabında geleceği tehlike de olan ülkeleri sayarken,  Rusya’nın batı komşularına öncelik vermektedir.  Kırım sonrası dönemde Rusya’nın hemen sınırlarından içeri girdiği Ukrayna başta olmak üzere Beyaz Rusya, Finlandiya, Letonya, Litvanya, Estonya, Polonya ve Norveç Rus yayılmacılığının hedefinde bulunan ülkelerdir.  Küreselleşme aşamasında Rusya gibi büyük ve emperyalist devletlerin dünya kıtalarına kendi çıkarları doğrultusunda stratejik bir vizyon ile yaklaştıklarını, Amerikalı siyaset bilimcisi bu kitabında açıkça anlatmaktadır.  

         Kendi sınırları içerisinde yirmiden fazla devleti barındıran Rusya Federasyonu yeni dönemde öne çıkardığı emperyalist politikalar doğrultusunda, Avrasya temsilcisi olarak Atlas Okyanusuna doğru yol alırken, Avrupa kıtasının okyanus kıyısındaki ülkesi olan Norveç,  Rus emperyalizminin batıya doğru yayılma alanında yer alan son ülke olarak gündeme gelmektedir.  Dünya savaşları sırasında Almanya ile birlikte Rusya’da İskandinav yarımadasını kendi kontrolu altına almak istemiş ve bu doğrultuda Hitler Norveç’i işgal etmiştir.  Bugün hala Alman ordularına karşı sahillerde konuşlandırılmış olan büyük atış topları Norveç sahillerini süslerken,  Norveç halkının da yeni işgal girişimlerine ya da askeri saldırılara karşı uyanık davranarak karşı çıkacağı ve direneceği anlaşılmaktadır.  Nitekim Amerikalılar da böylesine bir karşı duruşu örgütlemek ve Norveç halkını Rus emperyalizminin saldırılarına karşı desteklemek doğrultusunda, işgale karşı bir film dizisini “İşgal” adı altında yayına hazırlamaktadırlar.  Tıpkı Türkiye için hazırlanan “Kurtlar Vadisi” isimli televizyon dizisi aracılığı ile Türk halkı nasıl Orta Doğu bölgesindeki kutsal toprakların ele geçirilmesi doğrultusunda emperyalizm ve Siyonizm’in çıkarları doğrultusunda hazırlanması gibi,  Norveç halkı da “İşgal” dizisi ile Rusya saldırısına karşı koymak için hazırlanmaktadır.  

         Geçen ayların olayları içerisinde Rus devleti,  bu işgal senaryolarını doğrulayan bir çizgide hareket ederek Norveç devletinin ülkesine dışarıdan müdahalede bulunmuştur.  Halen Orta Doğu’da devam eden savaşlar yüzünden kendi ülkesini terk etmek durumunda kalan Suriyeliler çevre ülkelere gittikleri gibi,  Ermenistan üzerinden Rusya’ya da gitmişlerdir.  Avrupa ve Orta Doğu ülkeleri mültecileri barındırmak için ellerinden gelen çabayı gösterirken,  Rusya bu konuda kendisini hiç üzmeden,  sınırlarından içeri giren Suriyelileri otobüslerle doldurarak Norveç’in en kuzey noktasında yer alan Kirkenes bölgesi üzerinden Norveç’e göndermiştir.  Avrupa haritası üzerinde Rusya ile Norveç arasında Ukrayna, Beyaz Rusya, Finlandiya,  Baltık ülkeleri ve İsveç bulunmasına rağmen Rusların Suriyelileri Norveç sınırından içeriye sokabilmeleri farklı bir jeopolitik durumun kuzey bölgesinde yer almasından dolayı olmuştur.  Normal olarak iki ülke arasında beş devletin toprakları bulunmasına rağmen,  kuzey kutbuna doğru ilerledikçe,  İskandinav yarımadasının en tepe noktasında Rusya ile Norveç devletlerinin sınır komşuları olduğu görülmektedir.  İki ülke arasında yüz elli kilometrelik bir ortak sınır uzandığı için Rusya istediği an bu sınırlardan içeri girebilmekte ya da kendi ülkesine Suriye’den kaçarak gelen Müslüman göçmenleri bu ortak sınırı ihlal ederek Norveç’e paslayabilmektedir.  Böylece,  Rusya ile Norveç’in sınır komşusu oldukları ortaya çıkınca, işgal söylentileri tırmanmaya başlamış ve bu konuda batı dünyasında haklı bir kuşku gündeme gelmiştir.  Rusların aradaki beş ülkenin topraklarını çiğneyerek Norveç’e gitmesine gerek olmadığı,  kuzeydeki ortak sınır üzerinden göçmenleri içeri postaladıkları gibi Rusya’nın kendi askerlerini de aynı yoldan Norveç’i işgal için bu ülkenin içine sokabileceği anlaşılmıştır.  

         Rusya Federasyonu Atlas okyanusundan Büyük okyanusa kadar uzanan uçsuz bucaksız toprakların sahibi olarak hareket ederken,  bir çok yönden sınır komşusu olduğu Kuzey Buz denizi ile iç içe geçmiş bir jeopolitik konuma sahip bulunmaktadır.  On sekiz milyon kilometrekarelik çok büyük bir alanın sahibi olan Rusya Federasyonu her iki okyanusta kıyılara sahip bulunmasıyla birlikte aynı zamanda bu okyanuslar arasında yer alan Kuzey Buz denizinin de her bölgesiyle sınır komşusu olan bir konuma sahip bulunmaktadır.  Harita üzerinden duruma bakıldığı zaman Rusya’nın kuzey bölgelerinin dünyanın tepesinde yer alan Kuzey Buz denizi ile iç içe geçmiş bir konumda olduğu açıkça göze çarpmaktadır. Kuzey Buz denizi Amerika ve Asya kıtaları arasında yer alırken,  bu denizin doğu kıyılarında uzayıp giden Asya topraklarının aslında Rusya devletinin kıyıları olduğu görülmektedir.  Arktik kıtası adı verilen Kuzey Buz denizi iki kıta arasında yer alırken,  bu denizi çevreleyen topraklar üzerinde Rusya, Amerika, Finlandiya, Danimarka, Kanada,  İsveç gibi Norveç devletinin de ortak sınırları bulunmaktadır.  Bir anlamda çok ortaklı bir bölge olarak öne çıkan Kuzey Buz denizi sahasında önceleri hegemonya mücadeleleri yapılırken,  şimdilerde bu bölgenin altında yatan büyük petrol ve enerji yataklarının ele geçirilme hesaplaşması gündeme gelmektedir.  Dünyanın en büyük adası olan Grönland bu bölgede yer alırken,  eski bir Danimarka sömürgesi olarak Danimarka’nın da bölge ülkeleri arasında yer almasına yardımcı olmaktadır.  Hitler dünyayı ele geçirmek üzere yola çıktığı aşamada Grönland adasına gelerek büyük bir askeri üs kurmuştur.  Bugün Almanya’nın yerine bu bölgelere egemen olmak isteyen Rus emperyalizmi de,  Hitler benzeri senaryolar doğrultusunda bölge ülkelerine yönelik ciddi bir emperyalist hegemonya oluşturmaya çalışmaktadır. Bir anlamda,  Stalin’in yarım bıraktıklarını bugün Putin tamamlamaya çalışmaktadır.  

         Küresel emperyalizmin merkez ülkesi olan Amerika Birleşik Devletleri İsrail’in Siyonist politikaları doğrultusunda Orta Doğu’ya gelerek on yılı aşkın bir süre boyunca körfez savaşlarına odaklanınca,  ABD dünya kıtaları üzerindeki geçmişten gelen hegemonya düzenini elinden kaçırmıştır.  ABD’deki Siyonist lobiler bu büyük ülkeyi İsrail’in Büyük İsrail Projesine kilitleyince Amerika kıtalardaki gücünü kaybetmek durumunda kalmıştır.  Bu dönemde,  Brezilya Güney Amerika kıtasına Rusya desteği ile egemen olurken,  Çin ve Hindistan Afrika kıtasının çeşitli ülkelerine girmişlerdir.  Rusya’da bu durumda, Kuzey Buz denizi üzerinde ortak sınır ve komşuluk ilişkilerinden yararlanarak bu bölgedeki hegemonyasını ABD aleyhine genişletmiştir.  ABD İsrail’in zorlamalarıyla dünyanın merkezi alanında yer alan enerji alanlarını teker teker ele geçirirken,  gelecekte dünyanın enerji merkezi haline gelecek Kuzey Buz denizi üzerinde de Rusya giderek artan bir çizgide yayılma eğilimleri göstermiştir.  Suriye’den gelen Müslüman göçmenleri,  Kuzey Buz denizi kıyısındaki topraklar üzerinden Norveç sınırından içeriye geçiren Rusya’nın bu bölgede tam bir emperyal hegemonya düzeni peşinde olduğu açıkça görülmektedir. Rusya kendi nüfusunun üçte biri Müslüman halklardan oluşmasına rağmen, Hristiyan Rus toplum yapısının bozulmaması için,  Suriyelileri kilometrelerce taşıyarak Norveç sınırından içeriye atabilmektedir.  Bütün Avrupa ülkeleri Akdeniz üzerinden büyük bir göçmen akını ile mücadele ederken,  göçmen sorununu Rusya kendi emperyal hedefleri doğrultusunda değerlendirerek bir Protestan devleti olan Norveç’in Hristiyan halkının içine Müslüman Arapları atarak bu ülkeyi karıştırabilmekte ve gelecekte kuzey Buz denizi imparatorluğu oluşturma hedefi doğrultusunda bütün İskandinav yarımadasını ele geçirmeyi hedeflerken, bu bölgenin kendisine en uzak ülkesi olan Norveç’e yönelik bir işgal senaryosunu da adım adım uygulama alanına getirmektedir.  Kuzey Buz denizinde kendine rakip istemeyen Rusya, bu bölgenin sınırlarında yer alan bütün Asya ve Avrupa topraklarının egemen gücü olarak hareket etmeye hazırlanırken, Norveç Rus emperyalizminin dünyaya açılması sürecinde Atlantik kıyılarında önemli bir dama taşı gibi görünmektedir.  

         Rusya Federasyonunun Arktik bölgesinde üstünlük sağlama girişimleri,  bölge ülkeleri arasında huzursuzluk yaratırken,  aynı zamanda Rusya’nın çok büyük tepkiler ile karşı karşıya kalması gibi bir olumsuz durum da dünya konjonktürüne yansımıştır.  ABD Orta Doğu savaşından kurtulur kurtulmaz, Kuzey Buz denizinde kıyısı olan bütün ülkeler ile bir araya gelerek Rus yayılmacılığına karşı yeni bir örgütlenmeyi devreye sokmaya çalışmıştır.  Ne var ki,  Siyonist lobilerin ABD’yi İsrail’in çıkarları doğrultusunda Orta Doğu savaşlarına bağladığı noktada, Rusya kuzey buz denizinde giderek daha güçlü bir konuma gelmiştir.  Rusya yeniden toparlanarak bir dünya gücü konumunda yerküre üzerinde yayılırken,  kuzey kutbu bölgesinde bir petrol koridoru oluşturmaya öncelik vermiştir.  Kuzey kutbunun üzerindeki deniz tabakasının altında yatan bütün petrol bölgelerini iyi tespit eden Ruslar,  bu bölgeleri kendi sınırları içerisinde gösterebilmek için deniz altına kendi bayraklarını dikmişlerdir.  Petrol zenginliklerini yüz yılı aşkın bir süredir el koyan batılı emperyal devletlere karşı doğunun önde gelen büyük devletleri de,  kuzey bölgesindeki petrol için uluslararası alandaki devletler yarışına girmek istemektedirler.  Asya kıtasının kuzey bölgelerini boydan boya kendi sınırları içine alan Rus emperyalizmi aynı durumu Avrupa kıtasının kuzeyinde de gerçekleştirmek istediği için,  bugün bütün İskandinav ülkeleri Rus emperyalizminin saldırı ve işgal tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır.  Norveç de bir İskandinav ülkesi olarak böylesine bir tehdit oluşumunun tam hedefinde yer almaktadır.  Yeni bir kuzey bölgesi filosu kuran Rusya kuzey kutbu ile dünya denizleri arasında yeni bir koridoru kendi denetimi altında açabilmenin çabası içindedir.  Çin ile Norveç arasında kalan çok geniş bir bölgenin kontrolü çabasında bulunan Rusya,  bir yandan yeni büyük güçlerin kuzey bölgesine girişini engellemeye çalışırken,  diğer yandan da kendi denetimi altındaki kuzey buz denizi petrollerini açacağı koridor üzerinden dünya piyasalarına dağıtabilmenin çabası içindedir.  Rusya’nın savaş jetleri Baltık denizi üzerinden bütün kuzey ülkelerini gözetim altına alırken, bu devlet kendi açacağı koridorun güvenlik düzenini oluşturabilmenin arayışı içinde olmuştur.  Rusya yeni dönemde Arktik bölgesini kuzey kutbu olarak egemenlik alanlarının tam ortasına oturtmuştur.  

         Kuzey kutbunda Rusya’nın giderek artan hegemonyası bütün Baltık ülkelerini tehdit ederken,  bu durumdan en fazla Norveç’in etkilendiği görülmektedir.  Rusya’nın artan askeri varlığı bu bölgedeki komşularını rahatsız ederken,  aynı zamanda batının önde gelen emperyal devletleri de bu durumdan fazlasıyla rahatsız olmuş görünmektedirler.  Kuzey buz denizini ele geçiren Rusya yeni dönemde Baltık denizi ile birlikte Karadeniz üzerinde de yeni bir hegemonya girişimine kalkışarak,  bir kuzey gücü olarak egemenliğini güneye doğru kaydırmaya ve böylece sıcak denizlere inerek batılı emperyal devletler ile dünya çapında bir kapışmaya doğru adım adım gitmektedir. Son zamanlarda Rusya Kırım’ı işgal ettikten sonra Ukrayna’nın doğusunu da ele geçirmeye yönelirken,  Baltık denizi ile birlikte Karadeniz üzerindeki baskılarını daha da artırmıştır.  Norveç bu aşamada batılı devletlerin Rusya’ya karşı yeni yaptırımlar uygulamasını destekleyerek kendisini güvence altına almaya çalışmıştır.  Dünya petrolünün beşte birinin,  doğal gaz potansiyelinin yüzde otuzunun bulunduğu kuzey bölgesi giderek emperyalistler arasında çekişme konusu haline gelirken, Baltık ülkeleri giderek Rusya’nın baskı ve tehditleri ile karşılaşmaktadırlar.  Bu durumda Amerika Birleşik Devletleri strateji değiştirerek,  daha önce NATO üyesi yaptığı bütün Baltık ve İskandinav ülkelerinde silah ve askeri malzeme dağıtarak,  yeni bir tür Rus yayılmacılığının önüne geçmek istemektedir.  Ayrıca, Avrupa Birliği oluşumunun yeterince etkin olamaması nedeniyle,  Rus ve Alman emperyalizmlerinin bölgede tırmanmaya geçmemesi için Amerika İsveç’in başını çekeceği bir Baltık Birliğini Stockholm merkezli olarak devreye sokmaya çalışmaktadır.  Bu doğrultuda; İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya gibi bölge ülkeleri ABD tarafından NATO aracılığı ile silahlandırılarak Kırım ya da Ukrayna benzeri bir Rus saldırganlığına karşı tedbirli olunmaya çalışılmaktadır.  Avrupa Birliği biterken, güneyde Akdeniz Birliği ve kuzeyde de Baltık Birliği gibi oluşumların önü açılmaktadır.  ABD’nin değişen stratejisinin Rus yayılmacılığının önünü kesmeyi hedeflediği görülmektedir.  Ayrıca,  Avrupa’nın büyük ülkeleri de Rusların batıya doğru açılma girişimlerinin önünü kesmek üzere,  Finlandiya’nın diğer yarısı olan Karelya’da bağımsızlık hareketlerini desteklemeye başlayacağı gibi bir yaklaşım yavaş yavaş Avrupa kamuoyunda öne çıkmaktadır.  

         Norveç,  bir bağımsız devlet olarak yoluna devam etmeye çalışırken, tek başına karşı çıkamayacağı Rus saldırganlığına karşı NATO’nun devreye girmesini istemekte ve ABD destekli bir Baltık Birliği içinde de yerini almaya hazırlanmaktadır.  Avrupa-Amerika çekişmesi yüzünden, Avrupa Birliğinin dışında kalan Norveç’in yeni dönemde ABD destekli bir Baltık Birliği’ne karşı ilgisiz kalamayacağı görülmektedir.  Arktik çemberinin üstündeki daimi askeri karargâhlara sahip olan tek dünya ülkesi olarak,  Norveç’in bu özel konumunu ABD’nin gelecekte Rus yayılmacılığına karşı değerlendireceği anlaşılmaktadır.  Petrol zengini Norveç, son yıllarda Arktik bölgesindeki güvenliği için fazlasıyla yatırım yaparak bir gece ansızın Rus askerlerinin komşu sınırlardan içeri girmesini önlemeye çalışmaktadır.  Rusların kuzey kutbunu askeri bir bölgeye dönüştürme girişimlerine karşı koyamayan ABD,  bu aşamada Norveç’i destekleyerek bir Nato güvenlik çemberini bölgede oluşturmaya çalışmaktadır.  Rus emperyalizminin Arktik bölgesindeki saldırgan tutumunun yeni işgal girişimlerine dönüşüp dönüşmeyeceği meselesi, Avrupa ülkelerinde güncel bir biçimde tartışma konusu olmaktadır.  Kuzey bölgesinde daha geniş çaplı bir Nato varlığı için Norveç’in önümüzdeki dönemde aktif bir dış politika izlemesi beklenmektedir.  Norveç Avrupa’ya karşı uyguladığı bağımsız politikalarda ABD’den yardım almasını bilmiştir.  Şimdi de, Rusya’ya karşı benzeri bir dayanışma ile Norveç’e kadar ulaşabilecek bir Rus işgalinin batıya doğru kayması dünya barışı için önlenmeye çalışılmaktadır.  

         George Orwell’in I984 isimli bilim kurgu kitabında,  dünya karaları Okyanusya, Avrasya ve Şarkasya olarak üç bölgeye ayrılırken,  Okyanusya ile Şarkasya’nın Avrasya hegemonyası için savaşacağı geçen yüzyılın ortalarında ileri sürülmüştü.  ABD ile İngiltere bugün Okyanusya olarak orta dünyaya saldırırken,  Rusya da Avrasya’nın emperyalist temsilcisi olarak Okyanusya’ya saldırıya geçmektedir.  Kırım sonrasında Ukrayna’nın işgali bu anlama gelmekte,  Rusya’nın giderek Atlantik okyanusuna doğru harekete geçmesi ise, Norveç’i işgal girişiminin ana hedefi haline getirmektedir.