POMAKLAR: BALKANLAR’IN DEVLETSİZ TÜRKELRİ

 

 Batı Trakya Türk toplumu Osmanlı döneminde normal koşullarda varlığını sürdürmüş ama zaman içerisinde daha çok Pomak Türkleri bu bölgede belirli bir nüfus çoğunluğuna sahip olmuştur. Pomak Türkleri Osmanlı yönetimi altında bölgeye yayılırken daha çok Bulgaristan ve Yunanistan topraklarına yerleşmişler ama buralarda ayrı bir yönetim oluşturamadıkları için Balkan savaşı sonrasında dağınık kalmışlardır. Balkanların haritasını batılı emperyalistler yeniden çizerken, Pomak Türkleri Bulgaristan ve

Yunanistan sınırının iki yakasında bölünmüş bir coğrafyaya mahkûm edilmişlerdir. Balkan savaşı sonrasında diğer Balkan azınlıklarının küçük devletleri kurulurken, Pomak Türklerine üzerinde yaşadıkları topraklarda ayrı bir devlet kurma şansı tanınmamıştır. Bu nedenle Pomakların bir kısmı Bulgaristan’da, bir kısmı da Yunanistan’da bırakılmıştır. Osmanlı Devleti çökerken bu yüzden Trakya toprakları üzerinde Türkler kendilerine bağımsız bir gelecek düzeni arayışına girmişlerdir. Edirne’nin Bulgarlar tarafından işgali gündeme gelince, Trakya’da yaşayan Türkler Pomak gruplarının öncülüğünde bir Batı Trakya devleti oluşumuna yönelmişlerdir. Batı Trakya göçler sırasında Pomak Türklerinin bir araya geldiği ve bağımsız bir yeni devlet düzeni arayışına kalkıştıkları yeni bir merkezi bölge konumuna gelmiştir. Batı Trakya bölgesinde üç kez denenen ayrı bir bağımsız Türk devleti oluşturma girişimlerinin başarısız kalması üzerine, Pomak Türkleri Rodop dağları üzerine çekilerek emperyalizme karşı direnişlerini sürdürmüşlerdir. Dağlık bölgede toplanarak ayrı bir devlet arayışı içine giren Pomaklar, bu bölgedeki direnişlerini sürdürmek doğrultusunda, içinde bulundukları alanı yasak bölge olarak ilan etmişlerdir.

         Bulgaristan devletinin kuruluş aşamasında Bulgarlar tarafından asimile edilmek istenen Pomak Türkleri, Bulgarlar’ın bu girişimlerine karşı şiddetle direnerek kendi bağımsız varlıklarını sürdürmeye çalışmışlar, Balkan bölgesinin yeniden yapılanması sırasında Balkan Türklerinin içinde özgürce yaşayacağı bir Türk devletinin, Rodop dağları bölgesinde kuruluşunun arayışı içerisine girmişlerdir. Bulgaristan ve Yunanistan sınırları içerisinde dağınık bırakılan Pomaklar bir bağımsız Türk devletini Batı Trakya ya da Rodop dağları bölgelerinde kurabilmenin çabası içerisinde olmuşlardır. Ne var ki, Bulgarlar ve Yunanlıların böylesine bir oluşuma karşı çıkmaları ve bu doğrultuda batılı devletlerin desteklerini yanlarına çekmeleri yüzünden, bir türlü Pomaklar istedikleri bağımsız devlet yapılanmasını gerçekleştirememişlerdir.

         Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan yarımadasına yayılmaya başladığı on ikinci yüzyıldan sonra bölgeye gelen Pomaklar, daha önceleri buralara gelen Bulgarlar tarafından her zaman için kendi aralarında asimilasyona tabi tutulmak istenmiş ama Bulgarlar’ın bu gibi girişimlerinin sonuçsuz kalması üzerine, Pomaklar kendi kimlikleri ile varlıklarını sürdürerek bugünlere gelmişlerdir. Gerçek anlamda bir Türk boyu olan Pomaklar, Osmanlı imparatorluğuna her zaman için sahiplenmişler, bu büyük Türk devletinin çıkarları doğrultusunda Balkan yarımadasının her bölgesinde Osmanlı devletinin düzeni ve çıkarları doğrultusunda var olmuşlardır. Ne var ki, Osmanlı imparatorluğunun merkezindeki çöküntünün Balkan topraklarına yansıması üzerine ise, Pomaklar da bölgedeki yerlerinden geri çekilerek, Batı Trakya ya da Rodop bölgelerinde bağımsız bir devleti kendilerine alternatif bir yaşam düzeni olarak düşünmüşlerdir. Büyük çoğunluğu Müslüman bir halk topluluğu olan Pomaklar, Türklüğü ve Müslümanlığı Osmanlı vatandaşlığı içinde bütünleştirerek kendilerine göre bir yaşam sürdürmeye çaba göstermişlerdir. Osmanlıların bir Türk ve Müslüman siyasal yapılanma çerçevesinde Balkan topraklarında uzun süre egemenliğini sürdürmesinde, Pomakların önde gelen bir katkısı olmuştur.

          İmparatorluğun ilk yıllarında Osmanlıların Balkanlara geçtiği yıllarda Türk ve Müslüman boyları Avrupa kıtasının doğu bölgelerinde yayılırken, Pomaklar bölgeye gelerek yerleşmişlerdir. Orhan Gazi döneminde başlayan bu süreçte Pomak asıllı topluluklar Balkanların çeşitli yörelerinde boy göstermeye başlamışlardır. Osmanlı ordularının Balkanlarda fetihlere kalkışması üzerine Pomaklar Rodop dağlarını merkez tutarak, Balkanların yerleşik bir halkı konumunda Osmanlı hegemonyasının bu bölgedeki taşıyıcısı olmuşlardır. Balkanların en önde gelen sıra dağları olan Rodoplar da konuşlanan Pomaklar, on beşinci yüzyıldan sonra Müslümanlığı Balkan yarımadasının çeşitli bölgelerine taşıyarak, Balkan halkının Osmanlı yönetimi altında İslam dünyasının bir parçası olması için çaba göstermişlerdir. Daha sonraki yıllarda Selanik, Manastır, Lofça, Plevne ve Filibe gibi kentlerin topraklarına yayılarak, Osmanlı yönetiminin uzantısı halinde bir yaşam düzenine yönelmişlerdir. Önceleri Bulgaristan ve Yunanistan topraklarında yaşayan Pomak boyları zaman içerisinde Makedonya bölgesinde de yerleşerek bu ülkenin halkı ile kaynaşmışlardır. Balkanlardaki farklı etnik grupların içinde Pomaklar, daha çok Osmanlılığın temsilcisi gibi hareket etmişler ve bölge halkının Osmanlı toplumu ile bütünleşmesinde etkin bir rol oynamışlardır. Pomaklar Müslüman kimlikleri ile Osmanlı devletinden yana bir tutum içerisinde varlıklarını sürdürürken, bölgedeki Hristiyan toplulukların hedefi haline gelmişler ve bu yüzden birçok din esaslı çekişmede ister istemez taraf olma durumunda kalmışlardır.

         Yunan ve Bulgar devletlerinin ortaya çıkış süreci içerisinde, Hristiyan topluluklar büyümek için mücadele ederken, Pomaklar arada kalarak zorlanmışlar ve tarih içerisinde Bulgar ve Yunan otoritelerinin baskıları yüzünden ezilmişlerdir. Balkan Türklerinin dinamik unsuru konumundaki Pomakların kültür değerlerinin Bulgar ve Yunan makamları tarafından silinmeye çalışılması, Balkan yarımadasında birçok çatışmanın kaynağı olmuştur. Fransız devrimi sonrasında Avrupa kıtasında yayılan milliyetçilik cereyanlarının kıtanın doğu bölgesindeki Balkanlara ulaşması ile birlikte, bu bölgenin Hristiyan unsurlarına, batı Avrupa’nın emperyal devletleri bağımsız devletçikler kurdurmaya çalışmışlardır. Küçük toplulukların kendi devletlerine kurma hayali içine girdikleri bir aşamada Osmanlı imparatorluğunun tarih sahnesinden silinmesine giden süreç gündeme gelmiştir. Özellikle Yunan devletinin kuruluşundan sonraki aşamada Yunan yönetimi, yasak bölge uygulamalarına giderek Osmanlı halkları arasında bir ayrıştırma siyaseti izlemiş ve bu gibi ayırımcı politikaların batılı emperyalist devletler tarafından desteklenmesi üzerine, Pomaklar bulundukları bölgelerde yaşamlarını sürdüremez bir duruma düşürülmüşlerdir. Yunanlılara İngilizlerin, Bulgarlara ise Rusların destek olmalarıyla Müslüman Pomaklar üzerindeki baskılar giderek artmış ve bunun sonucunda Balkan savaşlarına giden yolda, Osmanlı halkı arasında süreklilik kazanan bir çatışma ortamı Balkanların çeşitli bölgelerinde yaygınlık kazanmıştır. Yasak bölge uygulamaları halkı birbirine düşürürken, dinler arasındaki çekişmelerin zamanla çatışmalara dönüşmesine de uygun bir zemin hazırlanmıştır. Böylesine olumsuz koşullarda Pomaklar kendi ulusal değerlerini yitirmek durumu ile karşı karşıya kalmışlardır. Yunan ve Bulgar devletlerinin kuruluşuna kadar süren bu olumsuz süreç sonunda, Bulgar ve Yunan devletleri bölgede Pomak Türklerinin bulunmadığını ve sadece Müslüman azınlıkların yaşadığını ileri sürmeleri ile sonuçlanmıştır.

         Balkan savaşları ile Osmanlı devleti tasfiye edilirken, Osmanlılar son bir mücadele vererek Balkan harekâtına kalkışmışlar ve bu doğruluda Balkanları yeniden Osmanlı egemenliği çatısı altında yapılandırmaya çalışmışlar ama bu amaçlarını gerçekleştirememişlerdir. Osmanlı devletinin son yüzyılında İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve Rusların Balkanların Hristiyan toplulukları ile yakından ilgilenmeleri yüzünden ortaya çıkan karışıklıklar zamanla süreklilik kazanmış ve Hristiyan-Müslüman çekişmelerinin giderek artması üzerine, Müslüman Osmanlıların bölgedeki temsilcisi olan Pomaklar son derece olumsuz koşullarda birçok çatışmanın hedefi haline gelmişlerdir. Bölgede Osmanlı hegemonyasını silmek isteyen Hristiyan dayanışması Vatikan’ın önderliğinde giderek güçlenirken, böylesine bir Müslüman dayanışmasının Balkanlar da oluşturulamaması yüzünden, Müslüman Pomaklar zamanla bölgeden tasfiye olma noktasına doğru sürüklenmişlerdir. Osmanlı devleti kendini kurtarma derdine düştüğü bu aşamada, Balkan Müslümanlarına yeterince yardımcı olamadığı için Pomaklar zamanla kendi başlarının çaresine bakmak gibi bir duruma düşmüşler ve bu yüzden de bir türlü toparlanarak eski düzenlerine yeniden sahip olamamışlardır. Pomakların gelecekte kendileri için bağımsız bir devlet düzenini Rodoplar bölgesinde oluşturmasına, Yunanlılar kadar Bulgarlar da karşı çıkmışlardır. Batılılar ise Türk devleti yapılanmasına izin vermemişlerdir

         Yunanlılar Yunan yarımadası üzerinde kendi ulus devletlerini kurmaya yöneldikleri aşamada ülkede Yunan asıllı olmayan halk topluluklarını temizlemeye çalışmışlar, Balkanlar da çok yaygın olan Çingene topluluklarını ülkeden kovarken, aynı olumsuz davranışı Pomaklara karşı da uygulamak istemişlerdir. Bir anlamda Çingeneler ile aynı alt seviyeye düşürülen Pomak toplulukları böylesine olumsuz bir kıskaçtan kurtulabilmek uğruna, daha büyük mücadelelere kalkışarak, bölgede ulusal kimliğini koruyan bir halk topluluğu olarak yola devam etmek istemişlerdir. Yunanlılar uzun yıllar Batı Trakya Türklerine karşı uyguladıkları yıldırma politikalarını Pomaklar içinde geçerli kılmak istemişler ve Osmanlı İmparatorluğu Avrupa kıtasından geri çekilirken, Pomakları da diğer Müslümanlar ve Türkler gibi Anadolu topraklarına sürmek istemişlerdir. Bu yüzden Balkanların yerleşik halkı olan Pomakların bir kısmı, Balkan savaşları sonrasında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin batı bölgelerine giderek yerleşmişlerdir. Çingenelere yapılan haksız uygulamalara ve baskılara karşı direnemeyen Pomak halkının bir kısmı, Balkanları terk ederek kendilerine yeni kurulan Türk devletinin toprakları üzerinde yeni bir gelecek aramak istemişlerdir. Yunan makamlarının ezici baskılarına ya da asimilasyon politikalarına dayanamayan bir kısım Pomak halkının, kendi gelecekleri açısından çareyi Türk topraklarına göç olarak gördükleri ortaya çıkmıştır. Yunan devletinin ayrılıkçı politikaları artırması üzerine bazı Pomak boylarının bu ülkeyi terk etmesi zorunlu olmuştur.

         Yunan ve Bulgar halkları içinde erimemek ve sahip olduğu etnik kimliği sürdürmek üzere Pomaklar hem eğitim hem de yayın çalışmaları yapmışlardır. Avrupa’da başlayan uluslaşma süreci döneminde Pomak kimliği ve kültürü ile araştırma ve yayın çalışmalarına başlanmasıyla birlikte, Pomak dilinde yayın yapan kitap ve dergiler de çıkartılmış ama bu gibi girişimler sürekli olarak Bulgar ve Yunan resmi makamlarınca engellenmeye çalışılmıştır. Pomakların kullandığı kendi etnik dilleri daha çok Bulgarca’nın etkisi altında gelişmiş ve daha sonraki bir süreçte bağımsız bir dil görünümüne kavuşmuştur. Bulgarca “Poma-gum “ ya da Slavca “Pomagaci “kavramlarından gelen Pomak adının temelinde, yardım etmek ya da yardımcı olmak anlamı yatmaktadır. Osmanlı döneminde atlara bakan Pomaklara yardımcı anlamında isim verilmiştir. Bulgar ya da Slav dillerinde yardım etme anlamındaki bir kelimeden türeyen Pomak adı, zamanla Türk ve Müslüman asıllı bir Balkan toplumunun resmi adı haline gelmiştir. Pomak kavramı Bulgarca da yardım etme anlamına gelmesine rağmen, Bulgar ya da Yunan devletinin resmi makamları kesinlikle Pomaklara yardımcı olmamışlardır. Bu iki Balkan devletinin Pomak boylarına karşı baskıcı tutumları yüzünden, Pomaklar komşuları olan Hristiyan Balkan toplulukları gibi kendi ulus devletlerini bir türlü kuramamışlardır. Osmanlıcılık cereyanlarının Balkan topraklarında etkili olamaması yüzünden, Balkan Türklerinin daha sonraki aşamada batı destekli Hristiyan topluluklar gibi kendi ulus devletlerine sahip olabilmeleri mümkün olamamıştır.

         Balkanlar’dan dışlanan Pomakların bir kısmı Türkiye’nin Trakya ve Ege bölgelerinde yerleşerek kendilerine yeni bir hayat düzeni kurmuşlardır. Yüz yıllar süren asimilasyon girişimlerine direnerek ayakta kalan Pomak Türkleri, Osmanlıların on ikinci yüzyıl ile başlayan Balkan fetihlerinin öncü güçleri olmuştur. Bir anlamda, Orta Asya kökenli Türk boyları olan Peçenekler ile Kumanların torunları olan Pomaklar, Türklüğün öncü güçleri olarak Balkan tarihinde Osmanlı döneminin kurucusu olmuşlardır. Eski bir Hazar boyu olan Bulgarlar, Peçenekleri ve Kumanları Hristiyanlığa doğru yöneltirken, Osmanlıların Müslümanlığı benimsemesi üzerine Pomaklar da İslam’ı yeni bir din olarak kabul etmişlerdir. Pomakların Müslüman olmalarından önceki dönemde Hristiyan olmaları yüzünden, Akriyan isimli bir eski Helen boyundan geldikleri de öne sürülmüştür. Bazı araştırmacılar ise Pomakları, Büyük İskender’in kurmuş olduğu Makedonya devletinin kalıntıları olarak da açıklamaya çalışmaktadırlar. Böylece Pomakların kökeni hakkında çeşitli görüşler öne sürülerek durumun biraz daha karışıklık içine sürüklenmesi desteklenmiştir. Pomaklar da böylesine bir karışıklık içinden çıkarak, kendilerini doğru dürüst bir tanımlama yapamamaları yüzünden daha iyi ve tutarlı bir gelişme şansı elde edememişlerdir.

          On ikinci asırda Balkanlar’a göç eden Çepni ve de Bozok Türklerinin devamı olarak da gösterilen Pomaklar, kendi ulusal toplumlarını ayakta tutabilme doğrultusunda “Yeni Ziya”, ”Yeni Yol” ve “Yeni Adım” gibi dergi ve gazeteler çıkarmışlar ama bu gibi yayınlar uzun süreli olamamıştır. Balkan savaşı sonrasında Türkiye’nin yeni bir siyasal model doğrultusunda yapılanmaya gitmesi üzerine, Balkan Türkleri arasında da Atatürk sevgisi ile birlikte bir Kemalizm arayışı da öne çıkmıştır. Atatürk’ün kurduğu Kemalist cumhuriyet yönetimi ile yakınlaşmak için Balkan Türkleri arasında Kemalizm yayılırken, Pomakların aydın kesimleri bu gibi düşüncelerin yaygınlık kazanmasında etkili olmuşlardır. Batı Trakya da yaşamakta olan Pomak toplumunun giderek Türkiye Cumhuriyeti ile bütünleşmeye gitmemesi için, sonraki aşama da Kemalizm karşıtlığı Pomak aydınları arasında Yunan makamları tarafından örgütlenerek, Anadolu ve Rumeli Türklerinin ileride bir araya gelmesine sağlayacak bir yakınlaşma sürecinin önü kesilmiştir. O dönemde Pomaklar, Yunan ve Bulgar devletlerinin kendilerini asimile etme girişimlerine karşı ayakta kalmak ve varlıklarını sürdürebilmek için Osmanlı devletinin yerini alan Türkiye Cumhuriyetinin Kemalist devlet modeline yakın durmaya çalışmışlardır. Kemalizm’in ortaya çıktığı dönemde İslam dünyası ile birlikte Balkan yarımadasında da yaygınlık kazanabilmesi için Pomaklar bir şeyler yapmaya çalışmışlar ama böyle bir düşünceyi çok istemelerine rağmen uygulama alanında gerçekleştirememişlerdir.

         Kemalist düşünce ile kendi ulusal varlıklarını Bulgar ve Yunan devletlerinin asimilasyoncu politikalarına karşı sürdürmek isteyen Pomaklar çıkardıkları dergi ve gazeteler aracılığı ile ulusal kimliklerini geliştirirken, kendi devletlerini kurabilecekleri bir yurt arayışını da bu duruma paralel olarak geliştirmişlerdir. Pomakları yöneldikleri Kemalist çizgiden uzaklaştırma doğrultusunda emperyalizmin desteğinde bir İslamcılık akımı öne çıkarılmıştır. Bir yandan asimilasyon girişimleri ve diğer yandan da İslam dini birlikte kullanılınca, Pomakların Türk kimliğinin giderek ortadan kalkma aşamasına geldiği görülmüştür. Batı Trakya bölgesinin İskeçe ve Gümülcine kentlerinde etkili çalışmalarını sürdüren Pomaklar, Osmanlı imparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine geçiş yapan Türkiye gibi bir dönüşümü Kemalizm akımını benimseyerek kendi bölgelerinde gerçekleştirmeye çalışmışlar ama istedikleri gibi bir gelişmeyi o aşamada siyasal gündeme getirememişlerdir. Birinci dünya savaşı sonrasında kendilerine yeni bir siyasal yapılanma modeli arayan Pomaklar, benzeri bir girişimi ikinci dünya savaşı sonrasında da gündeme getirmişler ama gene istedikleri çizgide bir siyasal gelişmenin ortaya çıkarılması konusunda istenen gelişmeleri sağlayamamışlardır. Kemalist Türkiye’nin Batı Trakya ile tıpkı Doğu Trakya bölgesi ile bütünleşme sağlayacak girişimlerde bulunması sırasında, Pomaklar Türkiye Cumhuriyetinden yana bir siyasal tutum içerisine girmişlerdir. Türk-Yunan gerginliğinin batılı emperyalistler tarafından tırmandırılmaya çalışılması sırasında da, Türkiye Cumhuriyeti bilimsel esaslara uygun düşen bir Türkçü yaklaşım içerisinde, Pomak Türklerine karşı yakın durmaya ve yardımcı olmaya çaba göstermiştir.

         Balkanlar da yüzden fazla yerleşim merkezinde yer alan Pomaklar kırsal yaşam düzeni içerisinde geçmişten gelen geleneksel örf ve adetlerini yaşatmayı tercih etmişlerdir. Milli kültürlerine bağlı olan Pomak Türkleri kendi kültürlerini yaşatma doğrultusunda önemli girişimlere kalkışmışlardır. Yaşam biçimleri ve sahip oldukları örf ve adetler üzerinden farklılıklara sahip olan Pomakların, kendi kültürel kimlikleri doğrultusunda bir gelecek arayışı içine girmiş oldukları görülmektedir. Yasak bölgelerin en önemli kurbanları olan Pomakların gelecekte var olabilmeleri için, kendilerini dışlayan Balkan devletlerine karşı Türkiye ve Türk dünyasının desteklerine gereksinme duydukları görülmektedir. Hem siyasal hem de sosyo-ekonomik gelişmelere karşı Pomakların direnerek ayakta kalabilmeleri açısından, sahip oldukları özgün kültürel yapılanmanın yeni dönemde de sürdürülmesi gerekmiştir. Pomak köylerindeki geleneksel kültür, kentleşme sürecinde Pomak Türklerine direnebilecek yeni bir güç katmıştır. Kültür aracılığı ile bütün sosyal ve siyasal topluluklar nasıl bir var olma mücadelesi veriyorlarsa, Pomaklar da benzeri bir yolu sürdürmüşlerdir. Genel olarak tarihsel süreç içerisinde yok edilmek istenen etnik gruplar, kendilerine yönelik saldırılara karşı direnerek bir var olma savaşı verebilirler. Ne var ki, savaş ortamı yoksa ve zaman süreci içerisinde dağılma ya da yok olma eğilimleri öne geçerek toptan bir yok olma olgusunu gündeme getiriyorlarsa, o zaman askeri veya fiili çatışmanın yerini kültürel var olma mücadelesi almaktadır. Daha geniş toplumlar ya da kozmopolit ülkelerin toplum yapıları içinde küçük grupların öncelikle kültürel var olma mücadelesi vermesi gibi bir süreci, Pomaklar Balkan ülkelerinde yaşamışlardır. Kendi devletleri olmadığı için var olma mücadelelerini öncelikle kültürel alana kaydırmayı yok olmamak için öne çıkarmışlardır. Tarih boyunca kazanmış oldukları Türk ve İslam kültürünün izlerini üzerlerinde taşıyan Pomaklar, aynı zamanda uzun süre Balkanlar’da yaşamanın kazandırmış olduğu bölgesel özelliklerini de, kendi kültürel zenginlikleri olarak yeni kurulan Balkan devletlerine karşı korumuşlardır. Pomaklar böylesine bilinçli kültürel var olma kavgalarını Balkanların küçük Hristiyan devletlerine karşı yürütürken, hem bölgedeki diğer Türk topluluklarına hem de Balkanlar’ın Müslüman topluluklarına örnek olarak geçmişten gelen kültürel zenginliklerini çok yönlü olarak değerlendirmesini bilmişlerdir. Bugünkü Balkan toplumunda Pomaklar sayesinde Türk kültürünün yansımaları devam etmektedir.

          Pomaklar Balkanlar’da yaşadıkları hayatın kazandırdığı pratik yansımaları bütünüyle değerlendirerek bir özel kültür oluşumunu başarıyla gerçekleştirebilmişlerdir. Balkanlar’daki Pomakların yerleşim birimlerine bakıldığı zaman, özellikle Pomak köylerinin birbirlerine benzedikleri görülmektedir. Asya kökenli bir halk oldukları için daha erkek egemen bir toplumsal kültüre sahip bulunan Pomakların köylerinde, merkezde bir cami ve bunun çevresinde de erkeklerin gelip oturdukları kahvehaneler görülmektedir. Çarşı ve Pazar da ise daha çok kadınların çalıştıkları ve yaşam merkezlerinde ekonomik işlerin daha çok kadınlar eliyle yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Pomak köyleri Müslüman yerleşim merkezleri olmasına rağmen çocukların modern stilde giydirilmeleri her zaman için ana kural olmuştur. Pomaklar Müslüman olmalarına rağmen batıya ya da dışa kapalı bir yaşamı değil aksine modern yaşam biçimini esas alan bir yaklaşımı benimsemişlerdir. Pomak köyleri Balkanlar’da Avrupalı yaşamın merkezleri olarak öne çıkmıştır. Kırsal kesimdeki köylerde Pomaklar tarımsal çalışmalara öncelik vermişler ve kendi üretimleri ile köy halkını doyurmayı hedeflemişlerdir.

          Modern yaşam stillerine rağmen Pomak’ların dini inançları da kuvvetli olmuştur. Dini inançları nedeniyle, Katolikler gibi çocuk aldırmayı benimsemeyen Pomaklar her aile için dört çocuk kuralını ısrarlı bir biçimde uygulayarak, bulundukları bölgelerde Pomak nüfusunun artırılması için ısrarlı bir biçimde mücadele etmişlerdir. Ailenin reisi atalardan gelen bir gelenek olarak her zaman için erkek olmuş ama kadınlara da erkekler kadar değer verilmiştir. Doğurgan kadınlar ve de öncelikle erkek doğuran kadınlar erkekler kadar aile içinde söz sahibi olmuşlardır. Müslüman Pomak kadınları doktora gitmeden hamilelik dönemlerini tamamlayarak çocuk sahibi olabilmeye öncelik vermişlerdir. Sağlık merkezlerine zor duruma düşünce başvurulmuş ve normal yaşam süreci içinde doktorlara mesafeli bir yaşam stili uygulanmıştır. Nüfusunu sürekli olarak artırma çabası içinde bulunan Pomak toplumları erkek çocuklara aile düzeninde önemli yer vermişlerdir Bu doğrultuda çok erken yaştaki erkek çocuklar sünnet ettirilerek erkeklik bilinci önceden kazandırılmaya çalışılmıştır. Erken yaşta sünnet olan erkek çocuk sünneti ile beraber Müslüman yapılarak İslam dinini de erken yaşlarda kazanması hedeflenmiştir. Diğer bir neden de ataerkil aile yapısı nedeniyle babanın bir an önce erkek çocuğunu varis tayin etmesidir. Çocuk ne kadar küçük yaşta olursa olsun, sünnet olduktan sonra erkek olarak sayılmıştır. Hrıstıyanların egemen olduğu Balkan ülkelerinde Müslüman bir halk olarak Pomaklar dini merasimlere ve de geleneklere ağırlık vererek yaşamlarını bugüne kadar devam ettirebilmişlerdir.

          Müslüman bir halk olmalarına rağmen Avrupa kıtasında yaşamlarını sürdüren Pomaklar, Arap ülkelerinde olduğu gibi kadınları eve kapatmamışlar aksine kadın ve erkek beraberliği çerçevesinde toplumsal yaşama öncelik vermişlerdir. Kadınlar tarlada ya da dükkânlarda çalıştıkları gibi toplumsal yaşamda da erkekler ile birlikte bir yaşam düzenine sahip olabilmişlerdir. Kırsal alanda yaşamlarını sürdürmek durumunda kalan Pomaklar, kadınları ve erkekleri toplum içinde serbest bırakarak kendi eşlerini özgürce seçme hakkını vermişlerdir. Ailelerinin izinlerini alan gençler özgürce eşlerini seçerek erken yaşta yuvalarını kurma şansına sahip olabiliyorlardı. On beş yaşına gelen Pomak gençlerinin tarımsal etkinliklere ve üretim çalışmalarına katılması bir hak olarak tanınıyordu. Kız erkek ilişkilerinde batılı ülkeler gibi modern bir yaşam tarzını benimseyen Pomak toplumlarında aile yapılanmaları daha sade ve güçlü oluyordu. Balkanlar da uzun süren savaş yıllarında, Pomaklar kendi toplumlarını sağlam bir biçimde koruyabilmek için aileye ve aile merkezli yaşam düzenine fazlasıyla ağırlık veriyorlardı. Dini bayramlara önem verilmesi, İslam dininin diğer önemli günlerine de yeterince ağırlık verilmesi, Pomaklar’ın kendi yaşam tarzları olarak öne çıkıyordu. Din ve kültüre öncelikli bir yer verilmesiyle Pomaklar, içinde yaşadıkları ülke toplumuna karşı daha güçleniyorlardı.

         Pomaklar üzerinde yaşadıkları Balkan topraklarında tarımsal üretim yaptıkları gibi hayvan yetiştirmeye de önem verirlerdi. Balkan ülkelerinde çok yaygın olarak görülen tütün üretiminde Pomaklar da diğer Balkan toplulukları gibi yer almışlardır. Ekonomik alandaki çalışmalar ile kendilerini yaşatan Pomaklar, aynı zamanda din kurallarına da önem vererek adil ve hakkaniyete uygun bir yaşam düzeni arayışı içinde olmuşlardır. Ekonomik durumu iyi olan Pomaklar her sene hacca giderek, tipik bir Müslüman toplum gibi davranmaktadırlar. İslam dinine sıkı sıkıya bağlı olan Pomaklar, bu dinin gereklerini usulüne uygun bir tarzda yerine getirmek için her zaman mücadele etmektedirler. Çocuklarına erken yaşta Kuran okutan ve namaz kılmayı öğreten bir zihniyet, Pomak toplumunda her zaman için var olmuş ve bu durumda dini bütün Müslüman tanımına uygun bir yaşam tarzı Pomaklar için her zaman söz konusu olmuştur. Kız-erkek bütün çocuklarını erken yaşta okula göndermeyi esas kabul eden Pomak toplumu, eğitimin ve bilimin yol gösteren ışığını gelecek kuşaklarına aktarmaya çalışmışlardır.

         Günlük yaşamlarında Türkçe ve Bulgarca kırması bir dil olan Pomakça ile konuşan Pomaklar bulundukları yerlerde her zaman için kendi kurallarının geçerli olacağı bir siyasal düzen arayışı içerisinde olmuşlardır. Diğer Balkan ülkeleri, kendi Hrıstıyan devletlerini birkaç milyonluk nüfusları ile kurarlarken, Pomakların nüfusu yüz binlerde kalarak bir milyonu bile geçememiş ve bu nedenle Pomaklar’ın Balkanlar’da kendi devletlerini kurabilecekleri bir ortam ortaya çıkamamıştır. Yaşadıkları siyasal olaylar nedeniyle son derece bilinçli bir tutuma sahip olan Pomaklar’ın nüfuslarının az olması ve bu yüzden bağımsız bir devlet düzeni çatısı altında yaşama şansını elde edemeyen Pomaklar’ın önemli bir kesimi özgür yaşamlarını sürdürebilme doğrultusunda Türkiye’ye göç etmişler ve ülkenin batı bölgelerinde diğer Türkler ile birlikte, bir cumhuriyet rejimi vatandaşı olarak yaşamaya yönelmişlerdir. Toprağa bağlı bir biçimde güçlü ulusal duyguları bulunmasına rağmen, böyle bir durumu yaşadıkları ülkeler de elde edemeyince, Türkiye’ye göç ederek Türk ve Müslüman gibi yaşama şansını elde etmeye öncelik vermişlerdir. Balkanlar’da kendi devletini kuramayan Pomaklar, Türkiye Cumhuriyetini Osmanlı devleti sonrasında kendi devletleri olarak benimseyerek Anadolu topraklarını yeni vatanları olarak belirlemişlerdir. Balkanlar’da Batı Trakya bölgesinde varlıklarını halen sürdüren Pomaklar, bu bölgenin Türk halkı içinde hulus ve sadakat ile yer alarak gene eskisi gibi kendileri için Balkanlar’da bir gelecek arayışı içindedirler. Yunan makamlarının temel insan hak ve özgürlüklerini sınırlayan tutumlarına rağmen, devletsiz bırakılan Balkan Türkleri olarak Pomaklar, gene de bir yaşam düzeni oluşturarak geleceğe dönük bir biçimde varlıklarını güçlendirerek yollarına devam etmektedirler. Türklüğü yasaklayan, Müslümanlığı sınırlayan Yunan yönetimine karşı bütün Balkan Türkleri adına Pomaklar örgütlü bir biçimde karşı çıkarak, Osmanlı uzantısı Türk ve Müslümanların Balkan yarımadası üzerindeki hak ve özgürlüklerini en ciddi bir biçimde korumaya çalışmaktadırlar. Balkanların yeniden gündeme geldiği bir aşamada, Osmanlı imparatorluğu uzantısı olarak Balkan Türklüğünün daha güçlü bir biçimde örgütlenmesi, Pomakların desteklenmesi ile mümkün olabilecektir. Pomaklar hem Türkiye’de hem de Balkanlar da yaşayan bir Türk asıllı topluluk olarak, Türkiye ve Balkanlar arasında geleceğe dönük bir köprünün kurulmasında önde gelen bir rol oynayabilecektir.