TEK TÜRKİYE ANCAK KEMALİZM İLE MÜMKÜNDÜR.


  • (ANAYURT GAZETESİ 23.6.2017 )
    Prof.Dr. Anıl ÇEÇEN
    Soru-1- Neden son zamanlarda TEK VATAN ya da TEK TÜRKİYE kavramı öne çıkıyor?
    Cevap-1-Son yıllarda yapılan seçimlerde ortaya çıkan bir slogan olarak TEK VATAN ya da TEK TÜRKİYE kavramı kamuoyunda öne çıkmaya başladı. Bugünün siyasetinin önde gelenleri konuşmalarını yaparken, ellerini havaya kaldırarak sırasıyla parmaklarını sayarken, tek vatan, tek devlet, tek millet ve tek bayrak diye bir sıralamayı halkın gözü önünde yeni bir slogan haline getirmektedirler. Ne var ki, uygulamada iş tamamen farklı bir çizgide tek lidere doğru gitmekte ve halk bu kavramlar ile uğraşırken, tek lider çıkmazına Türk siyaseti saplanıp kalmaktadır. Çağdaş demokrasilerde olmadığı gibi bir tek lider hegemonyası öne çıkartılırken, arkasından tek parti rejimi gündeme gelmekte Türkiye cumhuriyeti devletin kuruluş döneminde olduğu gibi yeniden bir tek partili yapıya doğru sürüklenmekte ve bunun sonucunda da anayasaya göre ulus devlet olması gereken Türk devleti, parti devleti görünümü kazanmaktadır. Bu durumda, ülkenin birliği ve bütünlüğü doğrultusunda geliştirilen tek vatan ya da tek devlet yaklaşımlarının yerini tek parti ve tek lider olgusu almaktadır. Böylesine farklı bir durumun ortaya çıkması da Türkiye’de rejim tartışmalarına yol açmakta ve tek lider oluşumu yüzünden demokrasi yerine diktatörlük sorunu etkinlik kazanmaktadır. Kuruluş modeli olarak tek devlet ve vatan üzerine yapılandırılmış olan Türkiye Cumhuriyetinin, tek parti ve tek lider çıkmazına sürüklenmesi tümüyle ters bir sonuç ortaya çıkarmıştır. Çağdaş cumhuriyet rejimi altında gelişmiş bir demokrasi arayışı içinde bulunan halk kitlelerinin, aranılanın tersi bir otoriter tablo ile karşı karşıya kalması ülkemizde demokratik gelecek açısından karamsar bir ortam yaratmıştır.
    Soru-2- Tek vatan arayışı, Tek Türkiye olgusu ile birlikte nasıl açıklanabilir?
    Cevap-2- Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu gereği üniter bir devlet statüsüne sahip bulunmaktadır. Batı dillerinde yer almış bir Latin kavramı olan üniterlik sözlük anlamı olarak teklik ya da tekillik olarak anlaşılmaktadır. Üniter devlet denildiği zaman Türklerin ülkesinde tek bir devlet olduğu ve bu devletin ülke sınırları içerisinde bir başka devlete izin verilemeyeceği ifade edilmeye çalışılmaktadır. Türklerin durumu diğer milletler ile karşılaştırıldığı zaman ayrı bir durum göstermektedir. Çünkü çok geniş bir coğrafyaya yayılmış bulunan bir Türk dünyası tarihsel bir gerçeklik olarak vardır ama Misakı Milli sınırları içerisinde Türklerin tek bir vatanı vardır o da Türkiye’dir. Türk devletinin kuruluşu Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Devletin kurucu başkanı Atatürk,Meclisi açış konuşmasında Pan-Türkizm ya da Pan-İslamizim yapılmayacağını, yeni devletin ilan edilen ulusal sınırları içerisinde ülkede barış düzenini tesis edeceğini, böylece bir barış ve güvenlik devleti olarak tarih sahnesine çıkan Türkiye Cumhuriyetinin aynı zamanda dünyada barışı kurmak üzere sınırların ötesine giden her türlü emperyalist politikadan vazgeçeceğini, Osmanlı İmparatorluğu döneminde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyetinin sınırlarının ötesinde hiçbir biçimde siyasal macera aramayacağını, uluslararası kamuoyuna bir kesin bir söz olarak açıklamıştır. Bu doğrultuda, yirminci yüzyılı bir barış düzeni içerisinde geride bırakan Türk devleti, içinde bulunduğu merkezi coğrafyanın geleceğine yönelik yeni emperyalist projeler yüzünden hem tek vatanı hem de tek devletini kaybetmek riski ile karşı karşıya gelmiştir. Kuzey ve Orta Asya’da yer alan Türk dünyasında milyonlarca Türk asıllı insan yaşamaktadır ama Türk devleti ulusal sınırları ile bağlı kalarak hiçbir biçimde irredantist bir politikaya yönelmemiştir. Vatanın bağımsızlığı için verilen ulusal kurtuluş savaşı sonrasında Türk ulusu milli sınırları ile yetinerek ayakta kalmıştır.
    Soru-3- Neden içinde bulunulan geçiş döneminde TEK VATAN sorunu öne çıkmıştır?
    Cevap-3- Birinci dünya savaşı ile imparatorluklar parçalandığı için ulus devletler tarih sahnesine çıkmıştır. Bu nedenle yirminci yüzyıl bir ulus devletler çağı olmuştur. Savaş sonrasında gündeme gelen iki kutuplu dünyada aynı zamanda bir soğuk savaş düzeni ortaya çıkarken, savaş sonrasının ulus devletleri böylesine hassas bir dengede varlıklarını koruyabilmişlerdir. Ne var ki, sosyalist sistemin dağılması üzerine gündeme gelen tek merkezli kutuplaşma bütün dünyaya küresel sermayenin başında bulunduğu bir yeni emperyalizmi dayatınca, ulus devletler küresel sermayenin temsilcisi olan tekelci şirketler aracılığı ile tasfiye edilmeye başlanmıştır. Böylesine bir süreç sonunda bütün ulus devletlerin sahip olduğu ulusal ve üniter yapılar aşınmaya başlamış ve zamanla çöküş ile dağılma olguları kaçınılmaz bir biçimde öne çıkmıştır. Ulus devletlerin bağımsızlığı ile ulusal vatanlarına sahip olma şansını yakalayan dünya ulusları yeni dönemde uluslararası tekelci şirketlerin hegemonyası doğrultusunda büyük bir saldırı rüzgârına muhatap olurlarken, aynı zamanda vatanlarını da kaybetme riski ile karşılaşmışlardır. Sınırsız sermaye ile hareket eden küresel şirketler dünyanın her yerini satın alarak ele geçirirken, ulus devletlerin milli sınırları içerisindeki vatanlarına da el koyma aşamasına gelmişlerdir. Bu yüzden küreselleşmeye açık davranan ulus devletler çeyrek asırlık bir zaman dilimi sonrasında vatanlarını kaybetme durumu ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu nedenle, küresel emperyalizme karşı ulusların yeni bir anti-emperyalist savaş vererek vatanlarını kurtarma aşamasına gelinmiştir. Türk siyasetinde tek vatan ve tek devlet sloganlarının yükselmesinin arkasında böylesine bir konjonktürel bir durum vardır. Siyaset kadroları da bu doğrultuda seçimlere girerken ya da halk oylamaları sırasında ulusal bağımsızlığı yansıtan tek vatan ve tek devlet kavramlarını dile getirerek, küresel güçlerin emperyal müdahalelerine karşı halkın ulusal tepkilerini destekleyerek haklılık kazandırmak istemişlerdir.
    Soru-4- Tek vatan konusu her yönü ile tartışılırken, neden tek devlet konusu da gündeme gelmiştir?
    Cevap-4- Teorik olarak vatan ve devlet kavramları birbirinden ayrı olmasına rağmen uygulamada ikisi bir bütün teşkil ettiği için, tek vatan ile birlikte tek devlet konusu da tartışma alanına gelmiştir. Vatan ile devlet kavramları ayrı bilim dallarının inceleme konusu olmasına rağmen, uygulamadaki birliktelikleri tek vatan ile beraber tek devlet arzusunu da tartışma alanına getirmiştir. Vatan konusu coğrafya ve jeopolitik bilimlerinin inceleme alanında olmasına rağmen, devlet sorunu da hukuk ve siyasal bilimin sınırları içerisinde ele alınmaktadır. Ne var ki, devletsiz vatanın olamayacağı gibi vatansız devlet de olamaz. Bu durumun bir istisnası olarak çağımızın sorunu olan Filistin meselesi İsrail meselesinin bir yansıması olarak öne çıkmıştır. İsrail iki bin yıl önce Romalıların Yahudileri kovması yüzünden kaybettikleri devletlerini, yirminci yüzyılda tekrar aynı topraklar üzerinde kurmaya kalkışınca Filistin’lilerin vatanını işgal ederek onların gerçek bir devlete sahip olma hakkını ortadan kaldırmışlardır. Bu yüzden Filistinliler devletlerini kurmalarına rağmen vatanlarını ellerinden kaçırdıkları için tam anlamıyla bir devlet düzenine kavuşmakta zorlanmaktadırlar. Genel Kamu Hukuku bilim dalının getirdiği açıklamalar doğrultusunda, her devletin ülke ya da vatan, nüfus ya da toplum ile birlikte egemenlik olmak üzere üç tane esaslı unsuru vardır. Bu doğrultuda, devletler ülkelerini milli sınırlar ile çevirerek kendi yurttaşlarına bir vatan kazandırırken, dünyanın herhangi bir bölgesinde ya da kara parçasında kendi kendini yönetme gücünü kazanmış olan topluluklar da egemenliklerinin sınırını, sahip oldukları siyasal gücün etkisi ile belirledikleri aşamada devletlerini kurdukları anda aynı zamanda kendi vatanlarını da kazanmış olmaktadırlar. Yirminci yüzyılın ulus devletleri bu doğrultuda dünya haritası üzerinde kendi vatanlarını elde ettikleri için, bugünün küresel emperyalizm çağında kendilerini savunurken aynı zamanda vatan savunmasını da birlikte yapmak zorunda kalmaktadırlar.
    Soru -5- Tek vatan olgusu, Türkiye’nin özel koşullarında ne ifade etmektedir?
    Cevap-5- Tek vatan Türkiye Cumhuriyeti açısından ulusal kurtuluş savaşı ile ilan edilmiş ve Lozan Antlaşması ile kazanılmış olan Misakı Milli sınırları içinde kalan toprak parçasının bütününü ifade etmektedir. Yirminci yüzyılın soğuk savaş ortamının durağanlığında pek de fazla önemsenmeyen bu konu, ABD dışişleri bakanının merkezi coğrafyada 22 devletin sınırlarının değişeceğini söylemesi ile birlikte fazlasıyla önem kazanmıştır. Bu nedenle, ulus devletler milli sınırlarını korumaya öncelik vererek, sınırlar içinde yer alan vatan savunmasına yeniden girmek zorunda kalmışlardır. Türk devleti de emperyalizmin bölge devletlerini parçalaması gerçeği karşısında, tek vatan ile birlikte tek devlet kavramını birlikte savunmak zorunda kalmıştır. Yıkılan bir imparatorluğun merkezi alanlarını milli sınırlar içerisinde birleştiren Kuvayı Milliye hareketi, bu yüzden bir asır sonra yeniden güncellik kazanmakta, devlet ve vatan ile birlikte tek millet ve tek bayrak da savunma alanına girmiştir. Türkiye sahip olduğu coğrafi koşullar nedeniyle üç kıta ortasında bir merkezi alanı kendisi için vatan haline getiren Misakı Milli sınırlarını kabul ederek tarih sahnesine çıkmıştır. Trakya gibi Avrupa parçası olan bir kara alanı ile Anadolu gibi bir Asya yarımadası tamamen jeopolitik koşulların zorlaması yüzünden aynı milli sınırların içinde yer almıştır. Üç büyük yarımada üzerine kurulu bulunan Osmanlı İmparatorluğu tarih sahnesinden çekilince Balkanlar’da geride kalan Trakya toprakları Küçük Asya denilen Anadolu yarımadası ile birlikte düşünülerek merkezi bir devlet konumunda Türkiye Cumhuriyetinin haritası belirlenmiştir. Rusya Federasyonu gibi bir dev ülkenin merkezi alanı işgal etmesinin önlenmesi doğrultusunda güneyde güçlü bir tampon devlet gerektiği için Türkiye bugünkü sınırlarına sahip olabilmiştir.
    Soru-6- Türkiye’nin Misakı Milli sınırları ile belirlenmiş olan topraklarının tek vatan olarak belirlenmesi, nasıl mümkün olabilmiştir.
    Cevap-6-Bu sorunun cevabı tek kelime ile Kemalizm’dir. Kurucu önderin ortaya koymuş olduğu devlet modeli, Kemalizm olarak açıklandığı için Kemalist yapılanma bugün de devam etmektedir. Kemalizm, bir devlet modeli olarak jeopolitik koşulların dikkate alınması ile oluşturulmuş bir sistemdir. Bir imparatorluk düzeninden ulus devlet yapılanmasına gidilirken, Kemalizm bir eklektik sistem ve bir tarihsel zorunluluğun yansıması olarak güncellik kazanmıştır. Kemalizm, Türkiye cumhuriyetinin anayasal ilkeleri olarak kabul edilen altı ana ilkenin birleşmesi ile uygulama alanına girmiştir. Altı ilke olarak milliyetçilik, cumhuriyetçilik, laiklik, devletçilik, halkçılık ve devrimcilik ilkeleri bütünsel çerçevede savunulmuştur. Bu altı ilkenin ilk üçü Fransız devriminden diğer üçü ise Sovyet devriminden gelen ilkeler olarak ele alınmış ve Türkiye potası içinde birleştirilerek üç dünya arasında merkezi bir devlet modeli kurulmuştur. Batı dünyası ile birlikte Sovyet ve İslam dünyaları aynı dönemde birlikte var olurken, Kemalist model doğrultusunda üç dünyanın dışında yeni bir merkezi yapı olarak Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Fransız ve Sovyet devrimlerinin getirdiklerinden yararlanırken, üç ayrı dünyanın kesiştiği noktada ve dünyanın jeopolitik merkezinde hiçbir başka modele benzemeyen siyasal yapılanma Atatürk’ün kurucu önderliğinde gerçekleştirilmiştir. Üç kıta ile birlikte üç yarımadanın da birleştiği merkezi bölgenin özelliklerine göre gerçekçi bir yapılanmaya gidilirken, Kemalist model de güçlü bir ulusal, üniter ve merkezi devlet oluşumu başarılabilmiştir. Bu topraklar üzerinde Kemalist modeli ile var olan Türkiye cumhuriyeti gene aynı model sayesinde ayakta kalarak yirminci yüzyılda yoluna devam edebilmiştir.
    Soru-7- Son seçimler ve referandumlarda ortaya çıkan üç Türkiye haritası, tek vatan ve tek devlet ilkeleri ile Türkiye’nin geleceği açısından nasıl değerlendirilebilir?
    Cevap-7- Türkiye’de yapılan genel seçimler ve referandumlar sonucunda üçe bölünmüş Türkiye haritasının çıkmasının nedeni, Türkiye’yi son dönemlerde yöneten iktidarların devletin kuruluş modelini ihmal ederek ülkeyi yönetmeye kalkmalarıdır. Var olan jeopolitik koşulların zorunlu sonucu olan kuruluş modelinin, batı emperyalizminin merkezi coğrafya için hazırladığı siyasal projelere alet olarak ihmal edilmesinin sonucunda, seçimlerde sürekli olarak üçe bölünmüş Türkiye haritası çıkmaktadır. Meclis başkanı çıkıp laiklik kaldırılmalıdır dediği bir ortamda ülkede var olan farklı din anlayışlarının mensuplarının harekete geçtiği ve Trakya ile Anadolu’nun batı kesimlerine yönelerek, orta Anadolu’da giderek öne çıkmaya başlayan İslam devleti yapılanmasına sırtlarını döndükleri göze çarpmaktadır. Bizans ve Osmanlı döneminden kalma Gayrimüslimler, Ermeniler, Yahudiler, Rumlar ve ateistler Osmanlı yıkılırken bu ülkeyi nasıl terk ettilerse, benzeri bir yurt dışına gitme hareketine bugün de yönelmektedirler. Son yıllarda ülke değiştiren, yurt dışında gayrimenkul alan ve yatırım yapan Türk vatandaşlarının sayıları giderek artmaktadır. Üçe bölünmüş Türkiye haritasında doğu Anadolu’da başka bir ulus devlet oluşumu öne çıkarken, ülkenin Arabistan gibi bir İslam devletine dönüşümü sürecinde de gayrimüslimlerin tepki göstererek iç ya da dış göçlere katıldıkları, sandıklar açılınca ortaya çıkan seçim sonuçları ile daha anlaşılır bir duruma gelmiştir. Seçimlerin getirdiği üçe bölünmüş Türkiye haritasında devleti kuran parti batı Anadolu’nun sahil zenginleri partisine dönüşmüştür. Orta Anadolu’nun Türkçü partisi ise bu bölgede İslam kimliğinin öne çıkması ile batı Anadolu’ya doğru bir taban kayması yaşamıştır. Bir anlamda Doğu Anadolu’da gündeme getirilen bir başka ulus devlete taban kazandırma girişimleri sonucunda milliyetçi parti batı Anadolu partisi konumuna gelmiştir. Doğu bölgesinde ise etnik ayrılıkçı yeni bir ulusçu parti ortaya çıkmıştır.
    Atatürk, kurucu önder olarak Türkiye’nin jeopolitik koşullarını iyi bildiği için, bir milli devlet kurarken içe dönük milliyetçiliğin toplumu bölmemesi için aynı zamanda halkçılık ilkesini de kabul ederek ve Halkevlerini bu doğrultuda kurarak halkçılık anlayışı çizgisinde toplumu bütünleştirmeye öncelik vererek, doğu Anadolu topraklarında devletin ulusal kimliği dışında bir başka ulus devletin kuruluşunu önlemeye çalışmıştır. Aynı zamanda Osmanlı döneminde ülkenin batı kıyılarında yer alan ve ekonomi ile ticareti yönlendiren lövanten unsurlar ile Yahudi, Ermeni, Rumlar ve Süryanilerden oluşan gayrimüslim unsurlardan oluşan İslam dışı toplumları da dikkate alarak laik devlet yapılanması ile Fransız devrimi doğrultusunda bir batı tipi devlet modelini, Küçük Asya toprakları üzerinde gerçekleştirmeye çalışmıştır. Atatürk cumhuriyetinin temel ilkeleri olan altı ana ilkeyi iç ve dış jeopolitik koşulları dikkate alarak belirlerken, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu irade ve model doğrultusunda yüz yıl ayakta kalmasını sağlamıştır. Şimdi dünya yeni bir yapılanma dönemine girerken emperyal projeler Türkiye’nin kuruluş modelini devre dışı bıraktığı için yeniden Doğu Anadolu’da başka ulus devlet oluşumları gündeme getirilmekte, meclis başkanı laikliğe karşı çıkarken, gayrimüslim toplum kesimleri de yeniden batı Anadolu topraklarında İyonya, Marmara ya da Trakya Cumhuriyetleri kurma girişimlerine yönelmektedirler. Ayrıca İstanbul’un yeniden Vatikan destekli yeni Bizans ya da Konstantinapolis’e dönüştürülmesi girişimleri de, batı emperyalizminin ana hedeflerinden birisi olarak öne çıkmaktadır. Türk halkı seçim sonucunda ortaya çıkan üç Türkiye haritasının bu doğrultuda bölünme ve dağılma sinyalleri verdiğini görmektedir. Yüz yıl önce de bu koşullar varken, merkezde büyük bir ulus devlet kuran Kemalizm bu nedenle yeniden güncellik kazanmıştır. Artık Türkiye yeniden Kemalist modele dönmek zorundadır. Kemalizm ile dünya sahnesine çıkan ve yirminci yüzyılı geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti, yirmi birinci yüzyılda yoluna devam edebilmek için yeniden Kemalizm’e dönerek ilelebet payidar olabilecektir.