HA KIZILBAŞ, HA TÜRK!

(19 Mayıs Dergisi, Almanya Atatürkçü Düşünce Derneği Yayın Organı, Yıl:1996, Sayı:5, Eylül/Ekim) sayısından alıntı.

 

HA KIZILBAŞ, HA TÜRK!

Prof. Dr. Çetin YETKİN

 

Ben Sünni bir ailedenim. Üstelik büyükbabam da bir şeyhti.

Bu nedenle de çocukluğumda çev­remde Alevi kimse olmadı ve ken­disine Alevi diyen birisini de ta­nımadım. Ne ki, aile içinde Aleviler için olumsuz savlarda bulunulduğunu da hiç anımsamıyorum. Sanki hiç yoktular. Ben de “Alevilik ne­dir?” diye hiç merak edip öğren­meye kalkışmamıştım. Bu yüzden de Alevilik/Kızılbaşlık üzerine bir bil­gim ya da olumsuz yargılarım bu­lunmuyordu. Kendisini bana Alevi o­larak tanıtan ilk kişi, Hasan Hüse­yin Korkmazgil oldu. Onunla liseyi bitirdiğim yıl tanışmış ve dost ol­muştum. Ve ilk kez aklıma şu soru takılmıştı: Acaba onun o güzelliği, coşkusu, insanlığı, sevecenliği ile Alevi olmasının bir ilgisi var mıydı?

 

 

 

 

Aradan yıllar geçti. 1971-1974 yıllarında “Türk Halk Hareketleri ve Devrimler” adlı kitabımın ilk baskısı için çalışırken araştırmalarım beni A­nadolu Türk halkının neden Aleviliğe gönül bağladığını incelemeye de yö­neltti. Artık Hasan Hüseyin Kork­mazgil'i daha iyi tanıyacak ve onu daha çok sevecektim. Onun kitap­larını imzalayıp bana verdiğinde ni­çin “Canım Kardeşim Çetin Yetkin' e, günlerin güzeli ilerde” veya “bir Antep türküsüyle: Zor gün geçer ağ­lama/ Zor gün geçer ağlama ...” ya da “yaşanılır Türkiye için” diye yaz­dığını anlayacaktım.

 

 

 

 

 

 

Kitabım yayınlandığında ise, ön­ceki yıllarda bir-iki çalışmamı bas­mış bulunan Toplum Yayınevi yöne­ticisi Remzi İnanç'a Ankara'da A­bidin Paşa'da bir gecekonduda otu­ran bir Alevi gelmiş ve kitabı oku­duğunu, etkilendiğini, beni evinde konuk etmek istediğini söylemiş. Remzi ile gittik. Yer sofrası kurul­muştu. Ev sahibimiz bir mide ame­liyatı geçirdiğini, o nedenle de bi­zimle içki içemeyeceğini, ancak ka­rısının bize eşlik edeceğini söyledi. Genç kızı da saz çaldı. Öylesine saf, insana yücelik duygusu aşı­layan, insan olmanın onurunu tat­tıran bir geceydi ki ... Düşünmüştüm. Biz Sünni kökenliler içinde niçin ka­dını yalnızca bir “dişi” olarak gö­renler ve onun erkeğe “eşit” bir “insan” olduğu gerçeğini yadsıyan­lar belki de çoğunluktaydı ama Ale­vilerde böyle değildi?

 

Günler günleri kovaladıkça tanı­dığım, dost ve arkadaş olduğum A­levilerin sayısı arttıkça arttı. Onların dünyası, daha duru, daha eşitlikçi, daha sevecendi. .. Elbette bu dost­lukların, arkadaşlıkların içinde beni düş kırıklığına uğratanları da olmadı değil. İnsan bu. Ama büyük çoğun­lukla yine de daha özgün, daha gü­zel ve en önemlisi de daha “ahlaklı" idiler. Bu arada şunu da belirtme­den geçemeyeceğim: Aleviler içinde kandillerine “aydın” diyenlerin daha bir sıklıkla bu özgünlükten şu ya da bu ölçüde uzaklaştığını da gördüm. Hele bunlar “profesör” filan iseler! Bunun nedeni belki de giderek yoz­laşan toplumsal düzenimizin onlara tanıdığı yapay “değer”leri ve ola­nakları yitirmekten korktukları için! Ya da, ne bileyim, sözüm ona ay­dınlanarak köklerinden kopadurduk­ları için! ...

 

Buna karşılık, söz gelimi, Ispar­ta'da Alevi mahallesindeki kahvede yaşadığım anlar, aynı kentte tır şo­förü Alevi dostumun evindeki akşam yemeği, Hamburg ve Berlin'de ta­nıştığım “can”lar, Alevilerin düzen­lediği ve beni de çağırmak inceliğini gösterdikleri paneller, konferanslar bana nedense hep geçmişi düşün­dürüyor, eski “altın çağlar”ı çağrış­tırıyordu. Hâlâ da öyle. Bencillik te­meli üzerine kurulu, ikiyüzlülüğün olağan sayıldığı, kişisel kısır çıkarlar uğruna tüm değerlerin bir yana itili­verdiği “gün”ümüz beni tiksindirir­ken Anadolu Aleviliğinde yaşamını sürdüren değerler, ne yalan söyle­yeyim, Alevi ya da daha doğru de­yisiyle Kızılbaş olmadığım için içim­de bir burukluk doğuruyor.

 

Alevilik/Kızılbaşlık konusuna değinen bilimsel araştırmaları okudukça ve hele çoğu Sünni kökenli ama bi­lim adamı olan araştırmacıların ve yazarların Alevilik/Kızılbaşlık üzerine yaptıkları tanımları gördükçe de bu burukluğum daha da yoğunlaşıyor. Çünkü örneğin Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan, Aleviliğin/Kızılbaşlığın varlık kazanmasında etkin olan “Türk şeyhleri” için şöyle demiş,

“İslamiyeti adeta bir milli Türk dinine çevırdiler” (1)

Togan, buna karşılık, Sünni İslam için de demiş ki:

“Müslüman kavimler arasında ekalliyet (azınlık) olarak yaşayan Türkler için temessülün (özüm­lenmenin, assimile olmanın) esas amili olmuştur.” (2)

Prof. Dr. Mustafa Akdağ ise ­Aleviliğin/Kızılbaşlığın temelini;

“Çoğu Türkmen olan göçebe halkının da Şamanilikten sahip ol­dukları birtakım adetlerin İslam di­ninin de kaidesi olarak ifadesi” (3)

biçiminde görmüş bulunuyor.

 

Prof. Dr. Faruk Sümer de, Kı­zılbaş Türkler için der ki:

“15. yüzyılın ortalarında Anado­lu'daki göçebe ve köylülerin dini inançları... medresenin tesiri dışında kalan köylü ve göçebelerin mühim bir kısmı sathi bir İslamiyetin gö­rünüşü altında Orta Asya'dan ge­tirdikleri eski dini inanç ve te­lakkilerini devam ettiriyorlardı.” (4)

Prof. Dr. Mehmet Eröz de aynı gerçeği şu sözlerle vurgulamış:

“Türk Alevilik ve Bektaşiliğinin ana kaynağı Türk Kültürü ve eski Türk dinidir.” (5)

Mehmet Fuat Köprülü de, Ab­dülkadir İnan da ve daha başkaları da ve bu arada Ziya Gökalp da hep aynı gerçeğin altını çizip durmuşlar:

 

Alevilik/Kızılbaşlık, İslam öncesi Türk gelenek ve inançlarının İslamiyet görünüşü altında sürdürül­mesidir!

Burada İslamiyet öncesinde Türk toplumsal yaşamının nasıl ol­duğunu, hangi değerlerin benimsen­diğini anlatmanın olanağı yok. Ama merak ediyorsanız günümüzün he­nüz “asimile” olmamış Alevi Türklerine bakın. Bu yaşamın ve değer­lerin izlerini, zaman törpülemiş de olsa göreceksiniz.

 

Meğerse onun için ben Hasan Hüseyin Korkmazgil"i öylesine sevmişim, Abidin Paşa'daki evde onun için öylesine huzur bulmuşum, Isparta'da da, Hamburg'da da, Berlin'de de öyle. Meğerse günümüzün tiksin diriciliği karşısında onun için Ale­vilik/Kızılbaşlık bana geçmişi anım­satarak bu iğrençliğe karşı direnme gücü vermiş.

Ve Kızılbaşların, mutluluğu Türk olmakta gören Mustafa Kemal Pa­şa'yı neden baş tacı ettiklerini şimdi daha iyi anlıyorum.

DİPNOTLAR:

1)Zeki Velidi Togan: Umumi Türk Tarihine Giriş, Cilt 1./sayfa 271.

2) Aynı yerde, s. 217.

3) Mustafa Akdağ: Türkiye'nin iktisadi ve İçtimai Tarihi, Cilt 1 /sayfa 283.

4) Faruk Sümer: Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü. s.1

5) Mehmet Eröz: Eski Türk Dini (Gök Tanrı inancı) ve Alevilik, Bektaşilik, 1992/sayfa 7.