Hukuk ne zaman işe yaramaz?

Çetin YETKİN

Hukuk ne zaman işe yaramaz?

Yeniçağ Gazetesi: 9 Mayıs 2010

 

Ceza hukukunun evrensel bir ilkesi yeni Ceza Kanunumuzun 4/1.maddesinde  “Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” biçiminde anlatımını bulmuştur. Bu, bir suç işleyen kimsenin, eyleminin suç olduğunu bilmediğini öne sürerek kendisini savunamayacak olması, cezadan kurtulamaması demektir.

Ceza kanunlarında böyle bir hükmün yer almasının arkasında yatan düşünce, toplumsal bir düzen içinde yaşayan kişinin neyin suç olup olmadığını kendiliğinden bildiğinin varsayılmasıdır. Bu varsayıma göre, kişinin bir eyleminin suç olduğunu bilmesi için bu eyleminin kanunda suç olarak öngörülmüş olduğunu bilmesine gerek yoktur. Örneğin, bir hırsız, hırsızlığın, bir katil adam öldürmenin suç olduğunu pekâlâ bilir. Yakalanıp da yargılandığında da hırsızlığın ya da adam öldürmenin suç olmadığını öne sürmez, olsa olsa kendisinin bu suçları işlemediğini savunur.

 

 

 

 

Bu gerçek şu sorunun da yanıtını vermemizi gerektirir: Eğer bir eylem ceza kanununda suç olarak öngörüldüğü halde toplum onu suç olarak görmüyorsa ne olacaktır? Uygulamadan biliyoruz ki, o zaman ceza kanununun ilgili maddesi uygulanamaz duruma gelmektedir. Belki bir süre mahkemelerce uygulanmak istenir ama karşılaşılan toplumsal tepki karşısında kendiliğinden yok sayılmaya başlar.

Buna karşılık, bir eylemi toplumun bir bölümü suç olarak görüyor, bir bölümü de görmüyorsa ve hatta destekleyip alkışlıyorsa ne olacaktır? Böyle bir durum, o toplumda birlik ve bütünlüğün bozulduğunu, ortak değer yargılarının ortadan kalktığını gösterir. Artık, sağlıksız ve parçalanmış bir toplum söz konusudur.

Öylesine ki, kimileri mahkemeler böyle bir eylemden dolayı birini cezalandırdıklarında suçlu gördükleri kişiye lanetler yağdırırken, kimileri de o kişiyi bir kahraman, adaletsizliğe uğramış bir kişi olarak görürler. Mahkemeler de bu ikilem içine girerler, aynı eylemden dolayı bir mahkeme beraat kararı verirken, bir başka mahkeme o eylemin sanığını ağır cezalara çarptırır, biri şüphelileri serbest bırakırken ötekisi tutuklar.

Böyle bir durum, toplumun bireylerinin iki kampa bölünmüş olması demektir. 

Bu, işin bir yönü. Çünkü, ayrıca, kanunlarda öngörülen cezalar da bir süre sonra caydırıcılık özelliklerini büyük ölçüde yitirirler.

Kanunlarda öngörülen cezaların amacı yalnızca suç işleyenlerin yakalanıp cezalandırılmaları değildir; aynı zamanda suç işleme eğiliminde olanları da suç işlemekten alıkoymak, engellemektir. Eğer toplumun bireylerinin önemli bir bölümü bazı suçları işleyenleri suçlu gibi değil de kahraman gibi görmeye başlarsa, doğaldır ki kimileri için artık caydırıcılık ortadan kalkmış olur.

Bunun yanı sıra hukuktaki temel kurallardan biri de “cebrin istisnaî olması”dır. Başka bir deyişle, temel olan, hukuk kurallarına bireylerin kendiliklerinden uygun davranmalarıdır. Aykırı davranışlar istisna oluşturur ve ancak bu durumda bir hukuk kuralının gereği devlet gücü kullanılarak yerine getirilir. Örneğin, bir toplumda ancak bireylerin çok azı adam öldürme suçunu işlerler, o zaman da cezalandırılırlar; ama eğer hemen herkes birbirini öldürmeye başlarsa, hukuk sistemi iflas eder, ortada devlet diye de bir şey kalmaz.

Bu gerçek bize şunu kanıtlar: Bir ülkede şu ya da bu suçları işlemekle suçlananların sayısı “istisnaî” olmak sınırını aşmaya başladıkça, o ülkenin toplumsal düzeni ve hukuk sistemi sarsıntıya uğramaya başlamış demektir. Sınır fazlasıyla aşılırsa, o toplum ciddî bir yıkımla yüzyüze gelecek demektir.