TAM ZAMANINDA

“Devlet uğruna ölenler, şan ve şerefle ebedî olarak hayatta addedilirler.”

 

Bu tümce, Roma Devleti’nin uygulanagelmiş olan hukuk kurallarının, metinlerinin ve öğretilerinin bir derlemesi olan Institutiones’de yer alır. Gerçekte, bu tümce vasilik kurumunu düzenleyen bir yasa maddesi içinde geçer.

 

 

Şöyle:

 

Uygar devletlerin ve bizim bugünkü Medenî Hukuk sistemimizin temelini ve özünü oluşturan Roma Hukuku’na göre, kimsesiz kalmış bir çocuğa mahkeme bir Roma vatandaşını onu gözetip korumak için “vasi” olarak belirlerdi. O vatandaşın bu görevi kabul etmesi zorunluydu. Ancak, kendisinin zaten dört çocuğu varsa, bu görevi kabul etmeyebilirdi. Fakat, Roma Hukuku, kişinin bu görevi kabul etmemesi için vasi olunduğu anda yaşamakta olan çocuklarının dört tane olmasını öngörüyordu. Dört çocuktan daha önce ölmüş olanlar sayılmıyordu. Şimdi bu bilginin ışığında söz konusu tümcenin içinde yer aldığı hukuk metnini okuyalım:

 

“Vesayet ve kayyımlıktan itizar etmek için, yalnız hayatta bulunan çocuklar sayılırlar, ölmüş olanlar sayılmaz. Yalnız harpte kaybedilmiş iseler, sayılıp sayılmayacakları meselesi varit olmuştur. Şüphesiz sayılmalıdırlar, yeter ki mücadele esnasında ölmüş olsunlar: Devlet uğruna ölenler, şan ve şerefle ebedî olarak hayatta addedilirler.” (Çev. Ziya Umur, İstanbul Ü. Hukuk F. yyn., İstanbul, 1955, s.21)

 

Bir devlet felsefesi, ayrıntı sayılabilecek bir hukuk uygulamasına işte böyle yansır!

 

Bu devlet anlayışını bizler bugün “Şehitler ölmez” diyerek dile getiriyoruz.

 

Ve şu rastlantıya bakın hele: PKK teröristleri zafer alayları ile vatan topraklarını çiğner, şehitlerimizin kemikleri sızlar, şehit yakınları bu rezalete isyan ederken, YÖK, Hukuk Fakülteleri’nde Roma Hukuku derslerinin okutulmasına son verilmesini kararlaştırıyor!...

 

Kimileriniz, binlerce yıl öncesinin hukukunun bugün öğrenilmesinin ne anlamı ve yararı olabilir, diye düşünebilir. Ne ki, bugün uzayın kapısını aralamış olan insanoğlu, hukuk sistemlerini hâlâ Roma Hukuku’na dayandırmaktadır, bir türlü bu hukuk anlayışını aşamamıştır. Örneğin; Roma Hukuku’nun temel kurallarından biri, “Hiç kimse kendi davasında yargıç olamaz”dır. Bu kuralı nasıl görmezden gelebilirsiniz ya da tersini yasalaştırabilirsiniz? Bunun gibi, yine Roma Hukuku’na göre, “Bir şeyin çoğunun serbest olduğu yerde, onun azı da serbesttir.” Bu gibi kuralları yok sayarsanız, Ergenekon davasının hem mağduru, hem savcısı ve hem de yargıcı olmaya kalkışırsınız; teröristleri bakanlık müsteşarı karşılarken ülkenin aydınlarını cezaevlerine kapatırsınız.

 

Gerçekten, YÖK’ün zamanlaması dehşet verici!

 

Romalılar, nedenlerini burada belirtmeye olanak bulunmuyor, hukuk dehası imişler. Tarihe adlarını bu nedenle altın harflerle yazdırmış bulunuyorlar.

 

Burada bir ayraç açarak ilginç bulduğum bir noktanın altını çizmek isterim: Hemen her dilde “hukuk” ve adalet” ayrı sözcüklerle ifade edilir. Latincede ise, bu iki kavram aynıdır. “Ius”, hukuk; “lustitia”, adalet demektir.

 

Roma Hukuku’nun çağların gerisinde kaldığını sananlara gerçeğin hiç de öyle olmadığını kanıtlayan iki örnek:

 

Devleti yücelten bir Romalı hukukçu olan Cicero, biri devlet hazinesini soymaya kalkışsa bile onun oğlunun babasını ihbar etmemesi gerektiğini belirtir ve çünkü “Roma devleti babasını ihbar edenlerin omuzları üzerinde yükselemez” der.

 

Birinci yüzyılın sonlarına doğru Trabzon valisi Pilatus’a imparatorun, “Bir daha asla imzasız ihbar üzerine işlem yapma, böyle bir uygulama çağdışıdır, devletimize yakışmaz” dediğini de tarih yazıyor.

 

İnsan, ister istemez, bugün Türkiye’de imzasız ihbarlar üzerine evleri basılanları, gözaltına alınanları, cezaevlerine kapatılanları anımsıyor...

 

Institutiones’e dönersek, başlangıç bölümünde şu sözler yer alıyor:

 

” Devletin, hem barış ve hem harp esnasında iyi idare edilmesi için haşmetli imparator, yalnız silahlarla değil, aynı zamanda kanunlarla da mücehhez olmalıdır.

 

Doğrusu, YÖK Roma Hukuku derslerini gerçekten de tam zamanında kaldırmıştır. Çünkü, anayasanın her gün çiğnendiği, yazılı yasaların bile yok sayıldığı, adaletin unutulduğu, teröristlerin şehitlere yeğlendiği bir ülkede bu dersin zaten anlamı kalmamıştı!...