"AYDIN" VE "KARANLIK" AVRUPA

"AYDIN" VE "KARANLIK" AVRUPA

Prof.Dr. Çetin YETKİN

 

(15.12.2009 günlü Yeniçağ gazetesinden alıntı)

“Avrupalılara karşı daima aldanmamızın başlıca sebebi, medenî Avrupa ile siyasî Avrupa’yı birbirine karıştırmamızdır. Avrupa’nın birçok yüksek ze\-kâlı âlimleri, yüksek ruhlu şairleri, yüksek mefkûreli feylesofları var. Bunları okuduğumuz zaman kendimizi mümtaz dehalar karşısında görürüz. Bunlar bize (doğru, güzel, iyi) mefkûrelerinin en mükemmel timsallerini gösterirler. Bunların eserlerine ve hayatlarına vakıf olduktan sonra hüner ve faziletlerine hürmet etmemek elimizde değildir. Bu yükselmiş insanlar bize medenî Avru\-pa’yı irae ederler [gösterirler]. Bizim başlıca hatamız Avrupa’nın siyasîlerini, diplomat\-la\-rını, tüccarlarını da bu fikir kahramanlarına benzetmemizdir.

Avrupa’nın feylesofları, şairleri, âlimleri kendi milletleri ve ümmetleri için yazı yazarlar. Bundan dolayıdır ki eserleri muhabbetle, hayırhahlıkla, şefkatle doludur, hâlbuki Avrupa’nın diplomatlarıyla askerleri düşmanlarına yani bize karşı hazırlanmıştır. Bunların kalpleri de düşmanlıkla, bedhahlıkla doludur. Bir milletin âlimleri onun zekâsı, şairleri kalbi, feylesofları irade\-si\-dir. Bunların birleşmesinden o milletin harsı yani deruni hayatı vücuda gelir. Diplomatlar ve askerler ise onun haricindeki düşmanlarını görmeye ve ezme\-ye yarayan gözleri ve pençeleri gibidir. Avrupalıların başlıca düşmanları ise biziz. O halde, medenî Avrupa’ya karşı duyduğumuz hürmet ve itimat hisle\-rini zinhar siyasî Avrupa’ya karşı duymamalıyız.”

Bu satırlar, Atatürk’ün görüş ve düşüncelerinden derinden yararlanıp etkilendiğini söylediği Ziya Gökalp’in kaleminden çıkmış ve bu büyük Türkçü’nün yayınladığı Küçük Mecmua’nın 14 Rebiü’l Ahir 1341 tarihli 25. sayısında yayınlanmıştır.

Ne acıdır ki, Ziya Gökalp’in altını çizdiği bu gerçeği pek çoğumuz bir türlü kavrayamamış bulunuyoruz. Bu nedenle de, bir yandan içtenlikli aydınlarımız Batılılar karşısında zaman zaman düş kırıklığına uğrarken, içten pazarlıklı olanlar Batılılar’ın bize en düşmanca davranışlarını bile onların  “aydın”  yüzleriyle maskelemeyi başarabiliyorlar.

Bu gerçekleri kavradığımızda Atatürk’ün bir yandan Avrupa emperyalist kapitalizminden, onun bizi yutmak istemesinden, Batılılar karşısında ezilen  “mazlum”  halklardan söz ederken, bir yandan da aydınlanma düşüncesinin Türkiye’de yerleşmesi için devrimci atılımlarda bulunmasının nedenini daha iyi anlayabiliriz. O, Batı’nın  “aydın”  ve  “karanlık”  yüzünü birbirinden ayırmasını bilmiştir.

Mehmet Akif de aynı gerçeği şöyle dile getirmiştir:

Bu cihetten, hani, hiç yılmasın, oğlum, gözünüz;

Sade Garbın, yalnız ilmine dönsün yüzünüz.

O çocuklarla beraber, gece gündüz, didinin;

 

Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin!

Ne ki, şair, yaşanmakta olanı da belgelemiş:

Kucak kucak taşıyor olmadık mesâvîyi;

Beğenmesek “medeniyyet” diyor...

Devrim sırasında bu konudaki tartışmalar için örneğin Ernest Von Aster’in Fransız İhtilâli’nin Siyasî ve Sosyal Fikirleri -Phoenix yyn., Ankara, 2004, s.131-143- adlı kitabına bakılabilir.

mesâvî: kötülükler, fenalıklar.